Dil Seçimi:

LEVENT TANRIVERDİ

Leventçe Yaşamak

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK SİLAH ARKADAŞLARi

 

Atatürk'ün Milli Mücadele'deki Yakın ve Silah Arkadaşları

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Yakın ve silah arkadaşlarını bir kez daha minnet ve şükranla anıyoruz

Mutlaka Burada belirttiklerimiz dışında da arkadaşları olmuştur; ancak günlüğü ve anlatımlardan yola çıkarak en çok bahsi geçenleri tanıtmak istedim.

Doğum Tarihlerine Göre Sıralanmıştır.

.:. FEVZİ, MUSTAFA ÇAKMAK (1856 -1950) .:.

Asker ve siyaset adamı. 1856 yılında İstanbul'da doğdu. Anadolu'da kurtuluş kaynaşmaları başladığı sırada, Saray'ın gözde adamları arasındaydı. 1898 yılında kurmay yüzbaşı olarak Akademi'yi bitirdikten sonra, Arnavutluk'ta görev yaptı (1899). Arnavutluk ve Rumeli vilayetleriyle ile ilgili ıslahat kararlarını uygulamakla görevli heyette bulundu (1912); 1917'de Diyarbakır'da tümen komutanlığı; aynı yıl Filistin'de 7. Ordu komutanlığı yaptı. 1918'de Genelkurmay Başkanlığında görevliydi ve Mustafa Kemal'in Samsun'a hareketinden bir gün önce de 1. Ordu müfettişliğine atandı.


1919 yılı başlarında Ali Rıza Paşa Kabinesi'nde Harbiye nazırı oldu. Fevzi Paşa 3 Mayıs 1920'de Kozan milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine katıldı; aynı gün de Milli Savunma Bakanlığına ve İcra Vekilleri heyeti reisliğine getirildi.

1920 sonlarında Erkânı Harbiye'si Umumiye vekil vekiliydi. 1921'de II. İnönü Savaşı'ndan sonra Korgenerallik rütbesiyle Genelkurmay Başkanlığına getirildi. Sakarya Zaferi'nin ardından da Meclis'ten mareşallik rütbesini aldı. İlk yıllarda aynı zamanda milletvekiliydi ama 1925'te askerlikle siyaset arasında bir seçim yapma durumunda kalınca asıl mesleğinde karar kıldı ve 1944 yılında yaş haddinden emekliye ayrılıncaya kadar Genelkurmay Başkanlığında kaldı. En büyük başarısı Atatürk ile İnönü'nün de kesinlikte aynı görüşte olmalarından güç alarak, orduyu siyaset dışında bırakabilmesiydi.

Çakmak, askerlik hayatını iki ayrı döneminde, iki eser yayınladı: "Gorbi Rumeli'nin sureti ziya ve Balkan Harbi'nde Garp cephesi hakkında konferanslar" (1927) ve "Büyük Harbde Şark cephesi hareketleri" (1936).

Mareşal Fevzi Çakmak, 1948'de siyaset sahnesine çıktı ve emekliye ayrılışından sorumlu tuttuğu İnönü'ye karşı çıkmak için DP listesinden İstanbul milletvekili olarak Meclise girdi. Atatürk dönemi bakanlarından Cami Baykut ve Tevfik Rüştü Aras ile birlikte sol eğilimli İnsan Hakları Derneğini kurdu.

 

.:. Org.Gen. CEVAT ÇOBANLI (1870-1938) .:.

Orgeneral Cevat Çobanlı tarihî kişiliği olan büyük bir asker, Türk ahlâk ve karakterinin seçkin bir siması, otoriter fakat şefkatli ve yardımsever bir komutandı.Görüş, düşünüş ve uygulamalarda vatanseverliği ve milletinin selâmeti daime birinci plânda gelirdi.

Her türlü koşullar içinde hiçbir zaman karamsar olmamış, iyimserliğini davranış ve görünüşü ile çevresine de aşılamıştı.Az ve öz konuşur, daha çok tutum ve davranışlarıyla astlarına örnek olur ve onları gerektiğinde ölümü hiçe sayacak şekilde eğitirdi.

Kimsesizleri korur, gençlerin daima ellerinden tutar, onların memlekete yararlı birer insan olarak yetişmeleri için maddî, manevî hiçbir fedakârlıktan çekinmezdi.Yaşamı çok sade, yurt sevgisi sonsuzdu. Bu nedenle İstiklâl Harbi komutanlarının en yaşlı ve kıdemlisi olduğu halde, İstanbul’dan yaptığı desteklemelerle yetinmemiş, bu yüzden sürgün edildiği Malta’dan dönüşünde Elcezire Cephesi Komutanlığı’nı kabul ederek yararlı hizmetlerini sürdürmüştür. Atatürk’e karşı sevgi ve saygısı sonsuzdu. Atatürk de Cevat Paşa’yı sever, onun davetlileri arasında bulunması, konuşmaları kendisini mutlu ederdi.

Atatürk’le ilgili anılarını anlatırken sözlerini şöyle bağlardı: “Atatürk’ün yaptıklarını hiç kimse yapamazdı. Bu millet ona çok şey borçludur.”

Cevat Paşa, uzun hizmet yıllarında, orduya yeni düzen ve eğitim sisteminin girmesi ve yerleşmesi için çok çalışmıştır. Çok iyi Fransızca ve Almanca bilgisi, genel kültür ve askerlik sanatındaki yeteneği nedeniyle birçok dış toplantı ve askerî gösterilere katılmış, Balkan Harbi’nde, Şark Ordusu Kurmay Başkanı, Çatalca Ordusu Genel Topçu Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak yararlı hizmetler vermiş, Birinci Dünya Harbi’nde Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı, Güney Cephesi (Çanakkale Cephesi) Komutanı, Galiçya’da 15 nci Kolordu Komutanı olarak başarıları tarihe geçmiştir. 2 Aralık 1917’de Filistin -Suriye Cephesi’nde bozgun halinde 8 nci Ordu’nun komutanlığına atanmış ve birliklerini toparlayarak, İngilizlerin 19 Eylül 1918’de 7 ve 8 nci ordularını cephesine yaptıkları taarruzu karşılamışlar ve ordularını imhadan kurtarmak için Şeria nehri doğusunda toplamışlardı. Ağır zayiat veren Yıldırım Ordular Grubu birlikleri 7 nci Ordu’da toplandı ve Mustafa Kemal Paşa’nın komutasındaki bu ordu, İngilizlerin Suriye’yi tamamen ele geçirmek üzere yaptıkları taarruzu 20 Eylül I9i8’de boşa çıkararak daha fazla zayiat verilmesini önledi. 30 Ekim’de de Mondros Mütarekesi (Ateşkes Anlaşması) imzalandı.

Cevat Paşa, 3 Kasım 1918’de Genel Karargâh Genelkurmay Başkanlığı’na atanmış, Harbiye Nazırlığı yapmış, Fevzi Paşa (Mareşal Çakmak) ile birkaç defa yer değiştirmişler her ikisi de Millî Ordu’yu her bakımdan desteklemek için ellerinden geleni yapmışlardır.

Cevat Paşa, yukarıda da belirtildiği şekilde Elcezire Cephesi Komutanlığı’nda bulunmuş 21 Ekim i923’te 3 ncü Ordu Müfettişliği’ne, 25 Aralık 1924’te Askerî Şûra üyeliğine atanmış, bu görevde iken kendisine bazı yurt içi ve yurt dışı ek görevler verilmiş, 14 Eylül i935’te Orgeneral rütbesinde iken yaş haddinden emekliye ayrılmıştır.

A. CEVAT PAŞA’NIN YAŞAMI

1. Doğumu ve Orta Öğrenimi: Cevat Paşa, 14 Eylül 1870’de İstanbul’da (Sultanahmet’te) doğmuştur. Babası, Harp Akademisi 2/21 nci sınıfından Müşir (Mareşal) Şakir Paşa’dır.Cevat Paşa, orta öğrenimini İstanbul’da (Galatasaray Lisesi’nde) yapmış, 1888’de Harp Okulu’na girmiştir.

2. Cevat Paşa’nın Askerî Tasamı 1891’de Harp Okulu’nu bitirmiş, derecesi itibarıyla Harp Akademisi’ne devam hakkını kazanmış ve 20 Mart 1894’de Harp Akademisi’ni birincilikle bitirerek Kurmay Yüzbaşı olmuştur.

1894-1909 tarihleri arasında Padişah Yaveri sıfatıyla, Maiyet-i Seniye Erkân-ı Harbiyesi (Saray Kurmay Kurulu)nde görevlendirilmiştir.

26 Ağustos 1895’de Orleans’da yapılan Fransız Ordusu manevralarında bulunmak üzere Paris’e, 7 Şubat 1899’da Bulgaristan’a aynı yıl Lahey’de toplanan Silâhların Yasaklanması-silâhsızlanma- Konferansı’na gönderildi.

17 Mayıs 1895’de Binbaşı, 27 Ocak i898’de Yarbay, 17 Ocak 1900’de Albay oldu. Bu arada, Gümüş Muharebe Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi.

15 Nisan 1899’da Bulgar Devleti’nce Liyakat, 1900’de İkinci Rütbeden Aleksandır nişanları verildi.

4 Aralık 1901 ‘de Mirliva (Tuğgeneral)lığa yükseltildi.

1905’te Edirne’nin tahkimi için Tophane-i Amire’de teşkil edilen kurulda görevlendirilen Cevat Paşa, 25 Aralık 1906’da Ferik (Korgeneral) oldu.

1907’de yeni örgütlenmenin süratle uygulanması için dört ay 2 nci Ordu’da çalıştı. Buradaki kurmay subaylardan Yüzbaşı İsmet (Orgeneral İnönü) Bey dikkatini çekti kendisini karargâhına alarak birlikte tatbikatlar düzenledi ve uyguladılar.

24 Mayıs 1902’de kendisine, İspanya’nın İkinci Rütbeden İzabella, 4 Ocak 1904’de Almanya’nın İkinci Rütbeden Kron dö Prus ve İkinci Demir Salip nişanları verildi.

Cevat Paşa’nın rütbesi, 7 Ağustos 1909’da Tasfıye-i Rüteb Kanunu gereğince Yarbaylığa indirilmiş ve 28 Ağustos 1909’da Harp Akademisi Komutanlığı’na atanmıştı. 29 Eylül 1910’da ikinci defa Albay olmuş, Harp Akademisi Komutanlığı’nda bir süre daha kaldıktan sonra 15 Ocak 1911’de 1 nci Ordu Kurmay Başkanlığı’na atanmış, bu arada Temmuz 1910’da Alman ordularının geçit töreninde bulunmak üzere Berlin’e Mayıs 1911’de de İngiltere Kralı’nın taç giyme töreninde bulunmak üzere (Padişah adına giden Yusuf İzzettin Efendi’ye refakat etti) Londra’ya gönderilmişti.

29 Eylül 1912 - 4 Şubat 1913’te Şark Ordusu Kurmay Başkanlığı ve Çatalca Ordusu Topçu Komutanlığı Kurmay Başkanlığı yapmış, 4 Şubat 1913’de de 9 ncu Tümen Komutanlığı’na atanmıştır. Bu görevde iken iki defa Osmanlı-Bulgar Sınır Komisyonu Başkanlığı yaptı.

10 Ağustos 1914’de Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’na getirildi ve 29 Kasım 1914’te ikinci defa Mirlivalığa yükseltildi. Cevat Paşa, 9 Ekim 1915’te 14 ncü Kolordu Komutanlığı’na atanmış, 6 ncı ve 14 ncü kolordulardan oluşan Güney Grubu (11 Ocak igi6’da Çanakkale Grubu oldu) Komutanlığı da kendisine verilmiş, Çanakkale’deki başarılan nedeniyle, Harp Madalyası ve İkinci Rütbeden Kılıçlı Osmanî Nişanı ile ödüllendirilmişti.

10 Kasım 1916’da, Galiçya’da bulunan 15 nci Kolordu’nun komutanlığına atanan Cevat Paşa 18 Kasım 1916’da yeni görevine başladı. Burada verdiği başarılı hizmetler nedeniyle Altın Liyakat Madalyası ve Birinci Dünya Harbi’ndeki basanları nedeniyle de Birinci Rütbeden Kılıçlı Mecidî Nişanı’yla ödüllendirilmiş, kendisine, Almanya’nın İkinci Rütbeden Kırmızı Kartal, Kılıçlı Askerî Liyakat, Birinci Rütbeden Kılıçlı Taç nişanlarıyla, Avusturya-Macaristan’ın İkinci Rütbeden Merit Militer (Askerî Liyakat), Front de Faire nişanları verilmiştir. (Cevat Paşa, 15 nci Kolordu Komutanı olarak Galiçya’da bulunduğu sırada 4 Şubat 1917’de Alman İmparatoru Wilhelm tarafından kabul edilmiş, Türk birliğinin kahramanlığını ve zaferlerini öven İmparator, yararlık gösterenlere nişanlar vermişti. Cevat Paşa’yı yemeğe alıkoymuş, yemekte Paşa’ya iltifatlarda bulunmuştur. Bu meyanda sofradakilere, Cevat Paşa’nın yaşamında iki defa, General olmanın zevkini tattığını, bu nedenle aralarındaki en mutlu kişi olduğunu da söylemiştir.)

Cevat Paşa, 19 Ağustos 1917’de tekrar 14 ncü Kolordu Komutanlığı’na atanmış, 8 Kasım 1917’de 8 nci Kolordu Komutanlığı’na, 24 Kasım 1917’de 2 nci Ordu Komutan Vekilliği’ne getirilmiş, 2 Aralık 1917’de de 8 nci Ordu Komutanı olmuştur. 11 Ağustos 1918’de Ferik (Korgeneralliğe yükseltilmiş, Altın İmtiyaz Madalyası’yla ödüllendirilmiştir. Bu arada Avusturya-Macaristan, Paşa’ya İkinci Rütbeden Demir Taç, Birinci Rütbeden Kızılhaç, Birinci Rütbeden Taşlı Taç nişanlarını, Almanlar da Birinci Demir Salip Nişanı’nı vermişlerdir.

Cevat Paşa, 3 Kasım 1918’de Genel Karargâh Genelkurmay Başkanlığı’na atanarak İstanbul’a gelmiş 19 Aralık 1918’de Harbiye Nazın olmuştur. 14 Mayıs 1919’da İkinci defa Genelkurmay Başkanlığı’na atanmış, bu görevde iken, Mustafa Kemal Paşa’nın 9 ncu Ordu Komutanlığı’na atanmasını desteklemiş ve birlikte Sadrazam Damat Ferit Paşa’yı ziyaret ederek, kendisine 9 ncu (sonradan 3 ncü Ordu) Ordu bölgesi hakkında güvence vermişlerdir.Atatürk, Nutkunda ayrılışı günü Cevat Paşa ile bir şifre kararlaştırdıklarından, bu şifreyle haberleştiklerinden ve Cevat Paşa’nın yararlı hizmetlerinden söz etmektedir. 9 Ekim 1919’da Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa etmişse de tekrar bu göreve atanmış ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un fiilen işgali sırasında tutuklanarak Malta’ya sürülmüştür. İkinci İnönü Zaferi’nden önce toplanan Londra Konferansı olumlu bir sonuç vermemiş, yalnız TBMM Baş Delegesi ve Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’in 1 Mart 1921’de İngilizlerle imzaladığı sözleşme gereğince iki taraf esirleri geri vermiştir. İstanbul’daki İngiliz Komiseri’nin etkisiyle bu sözleşmeden geç yararlanan Cevat Paşa, 15 Ocak 1922’de Anadolu’ya katılmış ve 9 Şubat 1922’de de Elcezire Cephesi Komutanlığı’na atanmıştır.

21 Ekim 1923’te 3 ncü Ordu Müfettişi olmuş aynı zamanda Milletvekilliği de sürmüştür.

31 Ekim 1924’te Ordu Komutanlığı’nı bırakarak Milletvekilliğine devam etmiş, 25 Aralık ig24’te Milletvekilliğinden ayrılarak Askerî Şûra üyeliğine atanmıştır. Cevat Paşa çok iyi derecede Fransızca ve Almanca biliyordu. Bu nedenle çeşitli dış görevlere gönderilmiş ve komisyonlara katılmıştır.

Nitekim, 7 Ocak 1925’de Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) namına Musul’a gidecek heyette görevlendirilmiş, 28 Kasım 1925’de Türk-Irak hudut meselesinin Milletler Cemiyeti’nde görüşülmesinde Askerî Müşavir olarak bulunmuştur.

28 Nisan 1926’da İstanbul geçici Generaller Askeri Mahkemesi Başkanlığı yapmış, 30 Ağustos 1926’da Orgeneral olmuştur.

16 Kasım 1928-12 Ocak 1932 Cenevre Silâhları Sınırlandırma konferanslarına delege olarak katılmıştır.

2 Eylül 1934’de ek görev olarak son Tetkik Mercii Encümeni Başkanlığı yapmıştır.

14 Eylül 1935’de yaş haddinden emekli olmuştur.

13 Mart 1938’de ölen Cevat Paşa’nın kabri İstanbul Erenköy’deki, Sahrayı Cedit Mezarlığı’ndadır1 (Naşı 27 Eylül 1988’de Devlet Mezarlığına nakledildi.)

B. CEVAT PAŞA’NIN KURMAYLIK VE KOMUTANLIK NİTELİKLERİ

1. Cevat Paşa’nın Kurmaylık Nitelikleri: Cevat Paşa, ciddî, çalışkan, dürüst, bilgili, ileri görüşlü, cesur, kesin karar sahibi, üstün ahlâklı, Fransızca ve Almanca’yı çok iyi bilen bir kurmay subaydı.

Büyük karargâhlardaki kurmay görevlerinde çok başarılı olmuş, onun kişilik ve karakteri emrindekiler üzerinde olumlu bir etki yapmış ve astlarına her konuda yardımcı olmuştur.

Öğretim ve eğitime çok önem vermiş, o dönemde pek az kişinin kabul ettiği yeniliklerin orduya girmesi için büyük rütbelerde de bizzat çalışmıştır.

Çok iyi lisan bilgisi nedeniyle yurt içinde ve dışında birçok toplantıya katılmış, birçok çapraşık konuyu kısa sürede olumlu bir sonuca ulaştırmıştır.

2. Cevat Paşa’nın Komutanlık Nitelikleri: Komuta ettiği birlikleri en ağır muharebe şartlarında başarıya ulaştıran, sorumluluktan yılmayan, kanun ve yönetmeliklerin kendisine verdiği yetkileri hiçbir etki altında kalmadan, gereken yer ve zamanda kullanan bir komutandı.

Cevat Paşa, yaşadığı dönemde cereyan eden harplerin ve muharebelerin hemen hepsine katılmış ve büyük birliklere komuta etmiş çok tecrübeli bir komutandı. Hele, Birinci Dünya Harbi’nin Çanakkale ve Galiçya Cephesi’nde kazandığı başarılar her türlü övgüye ve takdire değer.

Tasfıye-i Rüteb Kanunu’yla rütbesi Korgenerallikten Yarbaylığa indirilmesine rağmen aynı şevk ve hevesle çalışarak Orgeneralliğe kadar yükselmiştir2.

C. CEVAT PAŞA’NIN KATILDIĞI HARPLER Cevat Paşa 1911 -1912 Osmanlı-İtalyan Harbi’ne bilfiil katılmamıştır. O sıralarda merkezde görevliydi.

1. Balkan Harbi’nde Cevat Paşa: O tarihte kendisi Albay’dır, fakat yaşamında görüldüğü gibi rütbesi Korgenerallikten Yarbaylığa indirilmiş ikinci defa Albay, sonra tekrar General olmuştur.

Coğrafî ve stratejik durumu ile dünya ölçüsünde önemli deniz geçitlerini ve yıllarını kontrolü altında bulunduran Osmanlı İmparatorluğu, büyük devletler arasında, bu geçitlere egemen olma arzusundan doğan anlaşmazlık ve rekabetlerden yararlanarak uzun yıllar varlığını koruyabilmiş fakat bazen aleyhine birleşen devletlerle savaşmak zorunluğunda kalarak yenilmiş, yok olmak tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Kısa ve uzun aralıklarla sürüp giden bu harpler içinde her zaman dünyayı hayretlere düşüren kahramanlıklar da göstererek zaferler kazanmış, böylece dünya yüzünde yaşamaya hakkı olduğunu kabul ettirmiştir.

Balkan Devletleri, yıllarca yaşattıkları ülkülerini dış kışkırtmalarla geliştirmiş, yer yer kanlı kaynaşmalar olmuş ve 1908 Meşrutiyeti’nde Türkiye’nin reform yolu ile ilerlemesi ve kuvvetlenmesi karşısında aralarındaki anlaşmazlıktan ve toprak davalarını bir yana bırakıp Osmanlı Devleti’nin mirasını paylaşmak üzere anlaşarak 14 Ekim 1912’de bir nota vermişlerdi. Böylece harp kararlarını da açıklamış oldular.

Sırp ve Bulgar birliklerinin sınırlarımızı tecavüze başlamaları üzerine Osmanlı Devleti 15 Ekim’de elçilerini geri çağırmış, 16 Ekim 1912’de de Şark (Doğu) ve Garp (Batı) orduları harekete geçmişti.

Sırplar, Türk Ordusu’nun bu beklenmedik taarruzu karşısında, hareketlerini plâna göre değil, Türk taarruzunun etkisi altında idare ettiler.

Yunanlıların hedefi Selanik’ti. Burası alındıktan sonra, Sırpların karşısında bulunan Vardar Ordusu’nun gerisine düşeceklerdi. Karadağlıların hedefi İşkodra idi. Sonra Şardağı batı bölgesini işgal edeceklerdi, başaramadılar.

Bulgarlar, Edirne doğrultusunda örtme ve Türkler yığınaklarını yapmadan önce kesin sonuçlu muharebeler yapmak suretiyle her yönde taarruz etmeyi planlamışlardı. Türklerin yığınak yerlerini ileriye almaları ve vaktinden önce taarruz etmeleri Bulgar plânının gerçekleşmesine yardımcı olmuştu.

İç ve dış siyaset bakımından gerekli hazırlıkları yapmadan, kuvvetlerinin yansını bile yığmak bölgelerinde toplayamadan, Edirne-Kırklareli genel hattının üzerinde ve bu hattın kuzeyinde Bulgar kuvvetleriyle yapılan muharebelerde, Türk Şark Ordusu, muharebe meydanını Bulgarlara bırakarak, pınarhisar-Lüleburgaz genel hattına çekildi. Bu sırada Türk Garp Ordusu da Komanova’da yapılan muharebeyi kaybetti ve Manastır üzeri ne çekildi. Edirne Müstahkem Mevkii, Yanya ve İşkodra’daki Türk kuvvetleri savunmalarına devam ediyorlardı.

Şark Ordusu, Pınarhisar-Lüleburgaz hattını başarılı şekilde savunurken birçok nedenlere dayanan Başkomutanlığın emirleriyle 2 Kasım 1912’den itibaren Çatalca mevzii gerisine çekilmeye başladı ve bu mevzii geçilmez bir müstahkem mevki şeklinde savunarak Türk Ordusu’nun başarılı muharebeler yapabilecek bir durumda olduğunu dünyaya gösterdi.

Çatalca’daki Türk birlikleri iki nizamiye kolordusu ile üç mürettep redif kolordusundan oluşuyordu. Çatalca Ordusu Genel Topçu Komutanı Ali Rıza Paşa, Kurmay Başkanı Albay Cevat (Orgeneral Çobanlı) Bey’di3 (Albay Cevat Bey daha önce Şark Ordusu Kurmay Başkanı’ydı).

Bulgarlar, Çatalca mevziine, dört tümen birinci hatta, dört tümen ihtiyatta olarak saldırmış, başarısızlığa uğramış, taarruz gücünü kaybetmişlerdi.

Balkan Harbi’nin ilk dönüm noktasını teşkil eden Birinci Çatalca başarısı, siyasî ve askerî bakımlardan, Türkler için yararlı sonuçların meydana gelmesine neden oldu.

26 Kasım 1912’de başlayan mütareke görüşmeleri 3 Aralık 1912’de taraflarca (Yunanistan hariç) imza edildi. 30 Mayıs 1913’te Londra Antlaşması yapıldı. 3 Haziran 1913’te Balkan bağlaşıkları arasında İkinci Balkan Harbi başladı. 29 Eylül 1913 İstanbul Antlaşması’yla Balkan Harbi sona erdi.

2. Birinci Dünya Harbi’nde Cevat Paşa: Avrupa büyük devletlerinin oluşturduğu siyasî gruplaşmaların güçlülüğü karşısında Osmanlı Devleti’nin durumu son derece kritik ve karanlıktı. Boğazlar üzerindeki istekler belli ve çok yönlü idi. Son yıllarda birbirini izleyen harpler ve ayaklanmalar nedeniyle millî kaynaklar tükenmişti.

Almanlar, Baltık -Bosfor- Basra ekseninde kuracakları jeopolitik bir kuşakla Akdeniz ve Hint Okyanusu’na uzamak istiyorlardı. Bu proje Balkanlar üzerinden ve büyük kısmıyla Osmanlı Devleti’nin sırtından gerçekleştirilecekti.

Rusların, açık denizlere ve sıcak iklimlere çıkma politikalarının hedefi de aynı coğrafya idi.

Londra otoritelerine göre, Osmanlı Devleti yaşamını tamamlamış, mirasını paylaşmak zamanı gelmişti. Fransızlar da, benzer koşullar dolayısıyla aynı politikayı izliyorlardı. Üçlü anlaşmanın temelinde yatan müşterek hırs buydu. Bu nedenle her iki taraf da Osmanlı Devleti’yle anlaşmaya yanaşmıyordu.

Avusturya-Macaristan Devleti, Veliahtları Arşidük Fransuva Ferdinand ve eşinin Saraybosna’da öldürülmesi nedeniyle Sırbistan’a harp ilân edip, Birinci Dünya Harbi’ni başlattı. Bir süre sonra da Almanya, Rusya ve Fransa’ya karşı harbe girdi ve 2 Ağustos iğimde Osmanlı Hükümeti ile gizli bir anlaşma imzaladı. Birinci Dünya Harbi, 3 Ağustos’tan itibaren bütün Avrupa’yı sarmıştı. Avrupa cephesinde Fransa’ya yöneltilen Alman taarruzları, kuzeydeki vurucu kısım ile Belçika’yı aşmış, merkezde Nancy, Metz, Verdun üçgenine çarparak durmuştu. İngiliz kaynakları Batı Avrupa’ya boşaltılmadan kesin sonuç alınmalıydı. Bu nedenlerle 2 Ağustos anlaşmasının derhal uygulanmasını istediler. İşler karıştı ve sonunda Karadeniz Olayı adıyla tarihe geçen (Alman Amirali Suşon komutasındaki Türk donanmasının, 29 Ekim 1914’te Rus donanmasına ateş açarak iki gemisini batırması ve Karadeniz’deki limanlarını bombalaması olayı) trajik oyunla harbe katıldık. İlkin Ruslar Kafkas sınırına tecavüz ettiler, hemen arkasından İngiliz Deniz Kuvvetleri, Akabe Körfezi, İzmir Körfezi ve Çanakkale Boğazı’ndaki hedeflere ateş açarak düşmanca duruma girdiler. Osmanlı Devleti bu olaylar nedeniyle kendini Birinci Dünya Harbi içerisinde bulmuş 3 Kasım 1914’te bütün Üçlü Anlaşma Devletleri’yle harbe girmiş bulunuyordu 4.

a- Çanakkale Muharebesi’nde Müstahkem Mevki ve Güney Grubu (Çanakkale Grubu) Komutanı Cevat Paşa (Orgeneral Çobanlı): Çanakkale Cephesi’ndeki muharebeler önce İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Boğaz’ı zorlamasıyla başlamış; sonra da, karada devam etmişti.

b- Birinci Dünya Harbi’nde Çanakkale Boğazı’na denizden yapılan taarruzlar ve Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa: 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’na atanan Cevat Paşa, birliklerini (özellikle müstahkem mevki topçusunu) ve 9 ncu Tümen’i muharebeye hazırlamış, Başkomutanlığa verdiği bir raporla da yaptığı ve yapacağı işleri bildirmişti. Bu raporda, denizden yapılacak bir taarruzda kesin savunmanın Boğaz’ın iç kısmında yapılması üzerinde duruyor, Boğaz’ın giriş kısmının her zaman kollayca düşürülebileceğini savunuyor ve Erenköy koyunun düşmanın sığınmasına engel olacak şekilde mayınlanmasını öneriyordu. 3 Kasım 1914 günü yapılan bombardımanda giriş tabyalarının kısa süre ateş altına alınmasına rağmen müstahkem mevki birliklerini geceli gündüzlü çalıştırarak savunma manzumesini güçlendirdi. Çanakkale Boğazı’na yapılan ilk deniz taarruzu, 3 Şubat 1915 günü saat 06.50’de başlamış, iki İngiliz harp gemisi Ertuğrul ve Seddülbahir tabyalarını, iki Fransız harp gemisi de Kumkale ve Orhaniye tabyalarını 17 dakika süreyle bombardıman etmiş, 5 subayla 80 Türk eri şehit düşmüş, 1 subay, 20 er de yaralanmıştı.Fransız ve İngiliz harp gemileri, ikinci kez 19 Şubat 1915 günü saat 07.45’te, Boğaz önüne gelmiş; uzak mesafelerden, girişteki Türk tabyalarını saat 17.30’a kadar topçu ateşi altına almıştı. 25 Şubat 1915 günü daha fazla muharebe gemisi bombardımana katılmış, 26-27 Şubat 1915 günleri merkez tabyaları da ateş altına alınmıştı. 1, 2, 3, 4 ve 12 Mart 1915 günleri de Boğaz içerisine giren İngiliz ve Fransız harp gemileri, kayda değer bir başarı sağlayamadılar. İngiliz Amirali De Robeck (dö Robek) tüm deniz gücüyle Boğaz’ı zorlayarak İstanbul’a ulaşmaya karar verdi.

18 Mart 1915 Deniz Taarruzu: Müstahkem Mevki Komutam Cevat Paşa her yönüyle üstün nitelikli bir kişiydi, bu büyük deniz harekâtını plânlarken, o da Nusret mayın gemisine karanlık liman bölgesini mayınlatıyordu. Saat 03.20’de tespit edilen yerler tamamen mayınlanmıştı. 18 Mart 1915 sabahı İngiliz ve Fransız filoları, tam yolla ve büyük bir güvence içinde Boğaz’a girdiler, saat 08.30’da, Anadolu ve Rumeli kıyılarındaki Türk tabyalarını bombardımana başladılar. Çanakkale Boğazı’nın iki yakasında mevzilenmiş bulunan Türk topçularının açtığı yoğun ateşler ve karanlık limana dökülen mayınların etkisiyle mevcudunun % 35’ini yitiren İngiliz ve Fransız harp gemilerinden oluşan bu donanma, saat 17.30’da çekilmek zorunda kaldı. Yalnız bugünkü muharebede Bouvet (Buve), Ocean (Oşın), Irresistible (İrrezistibıl) muharebe gemileriyle iki muhrip, yedi mayın arama gemisi batmış, Gaulois (Golva), inflexible (İnfıleksibıl) de dahil olmak üzere yedi zırhlı, görev yapamayacak duruma gelmiş, bunlardan bazılarının yedeğe alınarak muharebe alanından uzaklaştırılması gerekmişti.

- Birinci Dünya Harbi’nde Çanakkale Cephesi’ndeki Kara Harekâtı: İngiliz ve Fransızlar, 18 Mart 1915 deniz bozgunundan sonra, Boğaz’ın yalnız deniz kuvvetleriyle geçilemeyeceği gerçeğini anlamışlardı. Bu nedenle bir anfibik harekâtın planlanmasına girişildi. Bu sırada Türk Başkomutanlığı da Çanakkale bölgesindeki birliklerini takviye ederek 5 nci Ordu’yu kurmuştu.

Arıburnu Çıkarması: 25 Nisan 1915 günü saat 02.45’te muharebe gemilerinin ve muhriplerin korunmasında Türk kıyılarına yaklaşan Avustralya Tümeni’nin bir tugayını taşıyan çıkarma araçları, hesapta olmayan bir akıntı nedeniyle kuzeye sürüklenmiş ve saat 04.30’da kumluk bir kıyı (Kabatepe bölgesi) yerine sarp bir kıyı olan Arıburun bölgesine gelmiş ve çıkmışlardı. Bu bölgede 27 nci Türk Alayı’nın 2 nci taburu vardı, çıkan kuvvetlerin karşısındaysa, bu taburun yalnız bir bölüğü bulunuyordu. Durumu haber alan ve izlemeye başlayan 5 nci Ordu ihtiyatındaki tümenin komutanı (19 ncu Tümen Komutanı) Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) herhangi bir emir almadığı halde, önce bir alayı ile sonra 27 nci Alay’ı da emrine alarak dört alayla karşı taarruza geçti ve çıkan birlikleri çekilmeye zorladı. Bu birlikler deniz kuvvetlerinin etkili ateş desteğiyle Kanlısırt batısı-Sivritepe-Merkeztepe-Yükseksırt hattında güçlükle durabildi.

Seddülbahir Çıkarması: Donanmanın büyük ateş desteğiyle 25 Nisan 1915 saat 05.30’da da Seddülbahir çıkarması başladı. İlk hedef olarak Alçıtepe ele geçirilecekti.Çıkarma bölgesinde 26 nci Türk Alayı’nın bir taburu bulunuyordu. Çıkarmaya yeltenen birliklere ağır zayiat verdirdi. Çıkabilenler kıyıdaki kuytu yerlere sığındılar.
Seddülbahir Bölgesinde İngiliz Taarruzu: 27 Nisan 1915 günü saat 16.00 sıralarında, donanmanın ateş desteğiyle başlayan İngiliz taarruzu, Türk savunma mevzilerinin 700-800 metre ilerisinde Zığındere-Eskihisarlık hattında durduruldu.

1 nci Kirte (28 Nisan 1915),

2 nci Kirte (6 Mayıs 1915),

3 ncü Kirte (4 Haziran 1915) muharebeleri Türk tarafının zaferiyle sonuçlanmıştı. İngiliz ve Fransızlar verdikleri ağır zayiata rağmen ancak birkaç yüzmetrelik siperi ele geçirebilmişlerdi.

Türk tarafı da büyük değiştiren 5 nci Ordu 21 Haziran’da toparlanmıştı. Yalnız cephane sıkıntısı vardı. Bunu da Müstahkem Mevki Komutanı sağlamış, bakım ve onarım konularında da desteklemişti.

21 Haziran-6 Ağustos tarihleri arasında İngiliz ve Fransızlar mahdut hedefli taarruzlar yaptılar.

6 Ağustos 1915 günü başlayan Seddülbahir taarruzu 13 Ağustos’a kadar sürmüş, 8 nci İngiliz Kolordusu’yla Fransız Kolordusu başarılı olmamış iki taraf da ağır zayiat vermişti. Bu sırada, Kuzey Grubu’nda Conkbayırı ve Kanlısırt bölgelerinde tarihin en kanlı boğuşmaları başlamıştı. Güney Grubu’ndan, Kuzey Grubu’na kuvvet yardımı yapıldı, dağınık durumda olan birlikler toparlandı.

Başkomutan Vekili Enver Paşa, Harekât Şubesi Müdürü Yarbay İsmet Bey’le 24 Eylül 1915’te Gelibolu’ya geldi ve Çanakkale bölgesinin sükûnete kavuştuğu bugünlerde, karışık bir durumda olan kıtaların bir düzene sokulmasını emretti.

Ekim 1915 ayı içinde, bütün bölgelerde değişiklikler yapıldı. Bu meyanda Güney Grubu’nda da değişiklikler ve intikaller oldu.

2 nci Ordu Karargâhı’nın Güney Grubu’ndan ayrılması üzerine Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, 14 ncü Kolordu Komutanlığı’na atanmış aynı zamanda, Güney Grubu Komutanlığı da kendisine verilmişti. Sonradan Çanakkale Grubu adını alan bu birliğin;

Komutanı

: Mirliva Cevat Paşa

Kurmay Başkanı

: Kur. Yarbay Şefik Bey

Karargâh

: 14 ncü Kolordu Karargâhı

Birlikleri:

 

6 ncı Kolordu

: Komutanı, Mirliva Hilmi Paşa

24 ncü Tümen

: Komutanı, Alb. Ali Remzi

26 ncı Tümen

: Komutanı, Yb. Esat

14 ncü Tümen

: Komutanı, Mirliva Cevat Paşa

25 nci Tümen

: Komutanı, Yb. Fuat

42 nci Tümen

: Komutanı, Yb. Mustafa Asım

Tümenler üçer piyade birer topçu alayından oluşuyordu.

Kasım 1915 ayı başlarında, Almanların Sırp direnmesini kırarak Sırbistan’ı işgali Bulgarların merkezî devletler tarafına katılması üzerine Berlin-İstanbul yolu açılmış, Çanakkale Cephesi’ne yardım olanağı başlamış, özellikle topçu cephanesinin gelmesi başarı umutlarını artırmıştı.

Bu ay içerisinde siper muharebeleri bomba atma ve lağım patlatma faaliyeti sürdürülmüş zaman zaman düzenlenen topçu ateşiyle İngilizler hırpalanmıştı. Onlar da siperlerimizin altında lağımlar patlatıyor ve mahdut hedefli taarruzlar yapıyorlardı. Donanmanın da desteği olduğu halde başarı sağlayamadılar.

5 nci Ordu Komutanlığı, kasım ayı sonlarına doğru kesin sonuç sağlayacak bir genel taarruz plânlıyordu. Alman Genelkurmay Başkanı Fon Falkenhayn da bu plânla bizzat ilgileniyor ve ihtiyaçlarımızı soruyordu.

Doğu Seferî Kuvvetler Komutanlığı da her çareye başvurarak Türk birliklerinin harekâtını yakından izliyordu.

İngiliz ve Fransızların Gelibolu yarımadasını tahliyesi: İngilizler, 1915 yılı Ağustos ayı sonlarına kadar, Gelibolu yarımadasında giriştiği birçok taarruzî hareketlerle şanslarını denemiş ve her seferinde, lâyık oldukları dersi almışlardı. Sonunda, çekilmekten başka çare kalmadığı kanısına vararak, 8 Aralık 1915’de Arıburnu bölgesini, 28 Aralık 1915’de de Seddülbahir bölgesini tahliyeye başladılar. 9 Ocak 1916’da yanmada yabancılardan arınmıştı.

Çanakkale Zaferi, Çarlık Rusyası’nın yüzyıllardır gerçekleştirmek istediği, boğazlara sahip olma hayalini bir kez daha suya düşürmüştü.

Bu zafer, İngiliz ve Fransızların müstemlekelerindeki prestijlerine indirilen ilk darbe olmuştu.

Çanakkale Zaferi, Türk erinin direnme gücünün, fedakârlık ruhunun, vatan ve millet sevgisinin abideleşen bir simgesi olmuş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük önder Atatürk’ü bütün dünyaya tanıtmıştır.

3 ncü Kolordu Komutanı Esat Paşa (Korgeneral Bülkat), “Düşman donanmasına Çanakkale Boğazı’na yaklaşmak ve Boğaz’ı zorlayıp İstanbul’a gelmek fırsatını vermeyenlerin birincisi Cevat Paşa ikincisi ben, kesin sonucu sağlayanı da Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal Paşa’dır” diyor5.

b. Galiçya’da 15 nci Kolordu Komutanı Cevat Paşa: 1916 Mart’ın ilk günlerinde başlayan Verdun taarruzu, Haziran 1916 ortalarına kadar devam etmiş ve Almanlar Verdun tahkimli mevzilerinin bir kısmını ele geçirmiş, fakat Fransa Cephesi’ni yaramamışlardı. İki tarafın ölü sayısı 800 bini buluyordu.

Ruslar ise 4 Haziran 1916’da üstün kuvvetlerle taarruz ederek Avusturya’dan Bokovina’yı almışlardı. Bu durum karşısında Almanlar, Verdun taarruzundan vazgeçerek buradan çektikleri kuvvetlerini Ruslara karşı kullanmaya karar vermiş ve daha önce dinlendirilmesini önerdikleri Türk birliklerinden de bir kolordu istemişlerdir.

Enver Paşa, esasen Çanakkale’de serbest kalan Türk kuvvetlerini çölden beslenme zorlukları nedeniyle Suriye Cephesi yerine Avrupa Cephesi’ne göndermeyi ve burada kesin sonuç alınmasını düşünüyordu. Diğer Türk cephelerinin isteklerini dikkate almadan, Almanların önerisini kabul etti, ve Gelibolu yarımadasında bıraktığı 19 ve 20 nci tümenlerle üçüncü defa kurulan, Albay Yakup Şevki (Orgeneral Subaşı) komutasındaki 32.000 mevcutlu 15 nci Kolordu’yu 13-22 Ağustos 1916’da Galiçya’ya gönderdi6.

10 Kasım 1916’da da bu kolordunun komutanlığına Mirliva Cevat (Orgeneral Çobanlı)yı atadı. Cevat Paşa 18 Kasım 1916’da göreve başlamış, Albay Yakup Şevki 1 Aralık 1916’da ayrılmıştır.

Bir yıldan fazla, Galiçya harekât alanında görev almış ve muharebe etmiş bulunan 15 nci Kolordu’nun gönderilmesindeki siyasî, stratejik düşünce ve gerekçeleri ne olursa olsun, verilen muharebe görevlerini kahramanca yapmış, bağlı bulunduğu Alman Güney Ordusu’na üstün hizmetler vermiştir.

15 nci Kolordu, kademeli bir şekilde Galiçya’ya gönderilmişti. 19 ncu Tümeni 12/13 Ağustos 1916 gecesi Pukow istasyonuna varmış ve 14 Ağustos 1916’da Zlotalipa doğu sırtlarında Ruslarla muharebeye başlamıştır.

20 nci Tümeni, 22 Ağustos 1916’da Pototory ile Bozykw arasındaki 54 ncü Avusturya Tümeni’ni değiştirerek muharebeye girmiştir.

15 nci Kolordu Karargâhı da aynı gün muharebeye katılmıştır. 15 nci Kolordu birlikleri, Doluruca bölgesinde ve Tuna kuzeyinde cereyan eden muharebelere Bağlaşık Devletler ordularıyla katılmışlar ve büyük başarılar sağlamışlardır. Doğu Ordusu Başkomutanı Mareşal Leopolt’un, Cevat Paşa’ya verdiği üstün başarı belgesinde de belirttikleri gibi Nazajowka, Zlota Lipa, Brezany meydan muharebelerinde; Mieczyszcow ve Diziki-Lany muharebelerinde olağanüstü cesaretle direnmiş ve karşı taarruzlarla Rusları, bozguna ve yenilgiye uğratmıştır. Bu meyanda 26’ncı Türk Tümeni’nin 3 Aralık 1916 günü Bükreş’in alınmasında gösterdiği yararlıklar birinci kademede şehre girişleri takdirle anılmağa değer7.

Alman İmparatoru 15 nci Kolordu mensuplarını silâh arkadaştan olarak kutlamış ve “Garde Fusilier” alayını erkânı arasına aldığını bildirmiştir. Padişah da bu birliği övmüştür8.

15 nci Kolordu Komutanı Cevat Paşa, 4 Şubat 1917 günü Alman İmparatoru tarafından kabul edilmiş, Türk birliğinin kahramanlığını ve zaferlerini övmüş, komutanlara yararlık gösteren erlere çeşitli derecelerden Demir Salip nişanları vermiştir.

Padişah’ın gönderdiği madalya ve şeritler Kolordu Komutanı tarafından törenle tüm alay sancaklarına takılmıştır9.

Avusturya-Macaristan İmparatoru Kari da, 5 Temmuz 1917’de Cevat Paşa’ya Birinci Rütbeden Front da Faire Nişanı vermiştir10.

15 nci Kolordu’nun ayrılışı nedeniyle, Doğu Ordusu Başkomutanlığının üstün başarı belgesi (EK-1)’de11, Avusturya-Macaristan Ordular Grubu Komutanı’nın övgü mesajı (EK-2)’dedir12.

Alman Güney Ordusu Komutanı da 13 Haziran 1917 gün 12321 sayılı günlük emirlerinde: “15 nci Türk Kolordusu, Alman Güney Ordusu içinde 10 aylık bir harekâttan sonra, bu ordunun kuruluşundan ayrılırken arkasında doldurulamayacak ve hep hissolunacak bir boşluk ve daima şükranla anılacak, hiçbir zaman solmayacak bir hatıra bırakıyor..


15 nci Kolordu, dört kanlı boğuşma, üç muharebede ateşle, ölümle uğraşarak sayıca üstün düşmanın bütün hücumlarını püskürttü. Harekâtın gerektirdiği yerde bırakmak zorunda kaldığı araziyi yılmaz karşı taarruzlarıyla geri aldı ve düşmana en ağır zayiatı verdirdi... Böylece Türkler eski ve şerefli sancaklarına yeni taçlar ekleyerek ülkelerine dönüyorlar... 12.000 Türk kahramanının kanı Galiçya toprakları üzerinde boş yere akmamıştır. Nihayet, Ulu Tanrı’dan dilerim ki cesur, kahraman ve sadık 15 nci Kolordu’nun bütün mensupları bundan böyle de hep başarılar ve şanlar içinde yaşasın” diyordu13.

15 inci Kolordu’nun 19 ncu Tümeni Haziran 1917’de, kalanı da Eylül 1917’de yurda döndü. 15 nci Kolordu emrine zaman zaman alay hatta tümen düzeyinde Alman ve Avusturya birlikleri verilmiş, staj için şehzadeler gönderilmiştir14. 12 Mart 1917 Rus İhtilâli nedeniyle, siyasî, askerî ve idarî değişim ve sarsıntılara uğrayan Sovyet Cumhuriyeti (SSCB) daha fazla harbe devam edemeyerek, 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması’yla barış dönemine geçti.

15 nci Kolordu’dan sonra, 6 nci Kolordu Mirliva Hilmi Paşa komutasında (15, 25 nci tümenler) Eylül ve Ekim 1916 ayları içerisinde Romanya Cephesi’ne gönderilmiş ve Dobrice taarruzuna katılarak Romen Ordusu’nun Seret nehri kuzeyine atılmasında büyük emeği geçmişti. 30 Aralık 1916’da Varşova’da Tuna Ordusu emrine giren ve sonradan bu kolorduya katılan 26 ncı Tümen de Tuna Ordusu’nun ihtiyatını teşkil etmişti. Bu kolordu da 25 Aralık 1917 ve 29 Haziran 1918 tarihleri arasında kademeli olarak yurda döndü15.

1915 yılı Ekim ayında da Makedonya Cephesi’nden alınan Alman birliklerinin yerine, yeniden teşkil edilen Abdülkerim Paşa komutasındaki 20 nci Kolordu (46 ve 50 nci tümenler) gönderilmiş, bu kolordu da katıldığı muharebelerde kendisine verilen bölgeleri kahramanca savunmuştur. Özellikle 50 nci Tümen’in Karabayır’daki başarısı anılmaya değer. Bu kolordunun yurda dönüşü ve Mayıs 1918’de bitmiştir.

Galiçya, Romanya ve Makedonya cephelerinde muharebe eden ve 115 bin kişiden oluşan bu üç Türk kolordusu en az 40 bin Türk gencini buralarda kaybettikleri dönemde, Kafkas Cephesi’nde Ruslar Doğu Anadolu’yu istila etmişler, Filistin ve Irak cephesindeki kuvvetler de büyük arazi kaybederek kuzey bölgelere çekilmişlerdi16.

c. Filistin ve Suriye Cephesi’nde 8 nci Ordu Komutanı Cevat Paşa: Bu cephenin oluşmasında, İtilaf Devletleri’nin, özellikle İngilizlerin amacı sömürgelerinin bel kemiğini teşkil eden Mısır’ı dolayısıyla Hindistan yolunu emniyette bulundurabilmek için Süveyş Kanalı’nı savunmaktı. Türk Genel Karargâhı da Süveyş Kanalı’ndan İngiliz kuvvetlerinin Avrupa Batı Cephesi’ne veya Çanakkale’ye götürülmesini önlemek için Süveyş Kanalı’na taarruzu plânlamıştı. Buna göre, 8 nci Kolordu (3 tümenli) Kanal harekâtına, 12 nci Kolordu ile seyyar jandarma birlikleri de Suriye’nin savunmasına memur edilmişti. Birinci Kanal harekâtında İngilizler, Kanal’ı iki tümenle tutarak kuvvetli tahkim etmiş, üç tümen kadar da ihtiyat ayırmışlardı.

8 nci Kolordu’nun 1915 taarruzu, yiyecek sıkıntısı ve ikmal zorluğu nedeniyle başarıya ulaşamadı. Bu sırada Çanakkale Cephesi de önem kazandığından, Filistin’den üç tümen Nisan 1915’de bu cepheye gönderildi. Çanakkale yenilgisi nedeniyle İngilizlerin Yakındoğu’da ve İslâm alemindeki prestijleri kırılmıştı. Kanal’ı savunmak için doğusuna kuvvet geçirmeye karar verdiler. İkinci Kanal taarruzunun amacı da, Kanal’ın doğu kıyılarını elde tutarak topçu ateşiyle Kanal’dan yapılacak geçişlere engel olmaktı. Ancak cephane, erzak ve su ikmalindeki güçlükler nedeniyle başarı elde edilemedi ve çok zayiat verildi.

Suriye-Filistin Cephesi’nde 1917 Yılındaki Olaylar: 1917 yılı içinde, Sina ve Filistin Cephesi’nde üç defa Gazze Muharebesi olmuştu. İngilizlerin bu savaşlar sonunda Sina Çölü’nü geçip Gazze yakınlarına kadar ilerlemeleri üzerine Türk Başkomutanlığı düşmanın taarruzlarını yenilemesi ihtimalini düşünerek bu cephenin takviyesine karar vermiş ve dört piyade, bir süvari tümeni göndermişti. Düşmanın Sina ve Filistin’den atılmasını istiyordu. İngilizler de beş tümenle takviye edilmişlerdi. Bu cephede toplanmış olan orduların bir elden sevk ve idaresi kabul edilmiş ve Almanya’dan getirilmekte olan Ordular Grubu Karargâhı ile bir tugaylık Asya Birliği tarafından grubun teşkili yoluna gidilmiş ve komutanlığına da Alman Generali (Türk Ordusu’nda Mareşal) Falkenhayn verilmişti. Irak’taki 6 ncı Ordu da Ordular Grubu emrinde kalıyordu. Suriye ve Batı Arabistan Komutanlığı da 4 ncü Ordu Komutanı ve Bahriye Nazırı Cemal Paşa’ya bırakılmakla karmaşık bir emir ve komuta sistemi meydana getirilmiş oluyordu. 8 nci Ordu, Sina Cephesi’nde, 7 nci Ordu ve Almanya’dan gelmekte olan Asya Grubu, Halep’te ve Filistin bölgesinde tertiplenmişti. Asya Grubu’nun bu bölgeye gelmesi 1,5 aylık zaman istiyordu. 7 nci Ordu’nun naklinden sonra, Sina ve Filistin Cephesi’nde taarruz başlayacaktı. İngilizler iki ordunun toplanmasını beklese bile, Sina’da toplanacak 10 piyade ve bir süvari tümeniyle İngiliz Ordusu’na başarılı bir taarruz mümkün değildi. Türk tümenleri İngiliz tümenlerine nazaran yan mevcuttaydı. İngilizlerin 7 piyade tümeni, 9 süvari tümeniyle 3 tugayları vardı. 31 Ekim 1917’de İngiliz taarruzu başladığında, 7 nci Ordu birliklerinin yansı ve Asya Grubu yoldaydı. Birüssebi’de taarruza uğrayan 3 ncü Kolordu ağır zayiat vermişti. Ayrıca denizden ve karadan da 22 nci Kolordu’ya taarruza geçilince, cephenin iki yanında Gazze’ye yönelen şiddetli baskılar Türk mevzilerinin 7 Kasım’da yarılmasına neden oldu. Karşı taarruzlarda başarılı olmadı. Kudüs-Yafa hattına çekilmek zorunda kalındı. İngilizler bu taarruzlarını sürdürecek 7 nci Ordu’yu da kuzeye atmak suretiyle Yafa’yı da aldılar. 8 Aralık’ta Kudüs de elden çıkmıştı. İşte bu sıralarda 2 Aralık 1917’de Cevat Paşa 8 nci Ordu Komutanlığı’na atandı. (7 nci Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, Ordular Grubu Komutanı Falkenhayn ile anlaşamayarak 11 Ekim igi7’de ayrılmıştı.) İngilizler her iki mevziin emniyetini sağlamak üzere 21 Aralık’ta Yafa’nın 15 kilometre kuzeyine kadar ilerlediler, Türk birliklerini Kudüs’ün doğu ve batısına çekilmeye mecbur ettiler. Böylece bu cephede, 1917 yılındaki harekât sona ermiş oldu.

Suriye-Filistin Cephesi’nde 1918 Olayları: 1917 yılı sonlarında İngilizler Kudüs’ü işgal ettikten sonra uzun bir duraklama dönemi geçirdiler. Filistin’deki Türk Ordusu çok az takviye edilmişti. Gerçi 2 nci Şeria Muharebesi’nden önce Suriye’deki 8 nci Kolordu ve diğer birliklerden kurulu 4 ncü Ordu, yeniden teşkil edilmiş ve Şeria bölgesine getirilmişti. Bu suretle Yıldırım Ordular Grubu üç ordu (4 ncü, 7 ve 8 nci ordular) olarak cephede bulunuyordu. Sina’dan ilerleyecek İngiliz birliklerinin Bağdat’a yönelecek ordunun yan ve gerilerini tehdit edeceği düşüncesiyle Filistin Cephesi’nde taarruz edilerek buradaki İngiliz birliklerini imhaya ve sonra Bağdat’a yönelmeye karar verilmiş, bu nedenle 6 nci Ordu, Yıldırım Ordular Grubu’ndan ayrılmıştı. General Allenby (Alenbi) 19 Eylül 1918’de büyük bir taarruza geçti. Ordu 7 piyade, 4 süvari tümeni, 8 makineli tüfek taburu ayrıca Filistin-Suriye Fransız müfrezesinden oluşuyordu. 556 topu, her türlü malzeme teçhizat ve nakil araçları vardı. Hicaz kuvvetleriyle irtibat sağlayarak Türklerin sol kanadına kuşatma ve bu bölgedeki Arap askerlerini Türklere karşı çevirip Hicaz demiryolunu keserek Medine’deki Türk kuvvetlerinin mukavemetini kırmayı, büyük Arap kuvvetleriyle birlikte ilkbaharda Şam üzerine yürümeyi planlamışlardı. 19 Şubat 1918’de Eriha doğrultusunda harekete geçen İngilizler, 21 Şubat 1918’de Eriha’yı işgal ettiler. Mart ve nisan aylarında taarruzlarını sürdürdülerse de başarılı olamayarak geri atıldılar ve Şeria batısına çekildiler. General Alenbi, yaz aylarını geçirdikten sonra, bu defa taarruzlarını batı kanattan yapmayı ve beş piyade, üç süvari tümeninden oluşan kuvvetli bir siklet merkezi ile 8 nci Türk Ordusu Cephesi’ni yarmayı ve Türk Ordusu’nu kuşatmayı tasarlamıştı.

İngilizlerin bu niyet ve maksadını öğrenen Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı gerekli savunma düzenini almış ve kuvvetinin çoğunu ikinci hatta yerleştirmişti. 19 Eylül 1918’de başlayan İngiliz taarruzları, Yıldırım Ordular Grubu’nun Akdeniz ile Şeria nehri arasında batıda 8 nci Ordu’ya doğuda 7 nci Ordu’ya çarpmıştı. Kuvvetli topçu desteği altında 20 nci Tümen mevzilerini yaran İngiliz piyade ve süvarileri kıyı boyunca ilerlemişlerdi. İngilizlerin üstün kuvvetlerle taarruzu karşısında 22 nci Kolordu fazla dayanamamış ve muharebeyi kaybetmişti. Bu durumda Türkler 20 Eylül 1918’de geri çekilerek birliklerini imhadan kurtarmak zorunda kaldılar ve 24 Eylül 1918 günü birliklerini Şeria nehri doğusunda toplamayı başardılar, fakat çok zayiat verdiler17

3. İstiklâl Harbi’nde Cevat Paşa: Mondros Ateşkes Anlaşması’yla, Türk’ün öz yurdu olan Anadolu toprakları da paylaşılma tehlikesiyle karşı karşıya gelince, Mustafa Kemal Paşa, Türk İstiklâl Harbi’ni başlattı.

a. Cevat Paşa’nın İstanbul’daki Hizmetleri ve Malta’ya Sürgüne Gönderilmesi: Atatürk, İstanbul’dan ayrılmadan önce, o tarihte Genelkurmay Başkanı olan Cevat Paşa ile Sadrazam (Başbakan) Damat Ferit Paşa’yı ziyaret etmişler ve 9 ncu Ordu Müfettişliği’nin yetki alanını küçümser şekilde konuşarak Damat Ferit’in endişelerini gidermeye çalışmışlardı. Atatürk, Nutuk’ta ayrılışı günü Cevat Paşa ile gizli görüşebilmeleri için bir şifre kararlaştırdıklarından, bu şifre ile haberleşerek her türlü ihtiyacın sağlandığından ve Cevat Paşa’nın Harbiye Nazırlığı (Milli Savunma Bakanlığı) zamanında Askerî Nigahban Cemiyeti hakkında takibata başlandığından, üst makamlardaki görev değişikliği nedeniyle arkasının kesildiğinden söz eder. Cevat Paşa’nın bu girişimleri İngilizler tarafından sezilmiş ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un fiilen işgali sırasında tutuklanarak Malta’ya sürülmüştür18. Yaşamı bölümünde de belirtildiği şekilde buradan dönüşünde Anadolu’ya geçmiş ve 9 Şubat 1922’de Elcezire Cephesi Komutanlığı’na atanmıştır.

b. Anadolu’daki hizmetleri, Elcezire Cephesi Komutanlığı: Elcezire Cephesi Komutanlığı 2 ve 5 nci piyade tümenleri, bir süvari alayı ve bağlı birliklerden oluşuyordu. Yani bir kolorduya eşitti. Halbuki Cevat Paşa diğer cephe komutanlarından çok yaşlı, rütbe, kıdem ve bulunduğu makamlar bakımından çok ilerideydi. Buna rağmen yüreği vatan sevgisi ve onu düşmandan arındırmak azmiyle dolu Paşa, bu görevi seve seve kabul etti. Ateşkesin imzasından hemen sonra Adana’yı işgale başlayan Fransızlar, meydanı boş bulunca silâhlandırdıkları Ermeniler ile birlikte bu işgallerini genişleterek, Adana’dan başka Kozan, Osmaniye, Tarsus, Mersin ve Pozantı’yı da kontrolleri altına almışlardı. Bu arada boş durmayan İngilizler de, Antep, Maraş ve Urfa’yı işgal etmişlerdi, fakat bir süre sonra aralarında vardıkları bir anlaşmayla bu üç ili Fransızlara bırakmışlardı. Böylece Fransızlar, Adana kuzeybatısındaki Toros geçitlerinden Fırat nehri doğusuna dek uzanan geniş bir alanı kontrolleri altına almış bulunuyorlardı.

Ne var ki, bu işgaller ve ardından gelen saldırı ve zulümlere tahammülleri kalmayan bölge halkı, silâha sarılarak buralardaki zayıf ordu birliklerinin de yardımıyla örgütlenip büyük bir cesaret ve özveri örneği vererek direnişe geçmişlerdir. Kuva-yı Milliye (Ulusal Güçler) adını taşıyan bu gönüllü müfrezeler, Güney Cephesi’nin daha ziyade Fırat nehri batısına rastlayan Adana cephe kesiminde Fransızlara ve onlarla işbirliği halindeki Ermenilere karşı çarpışmışlar, Fırat nehri doğusuna rastlayan Elcezire Cephesi kesimindeki İngilizlerle ise, silâhlı bir çatışma olmamıştı.

1919 sonlarından beri Güney Cephesi’nde sürüp gelmiş olan çeşitli muharebelerde, zaman zaman ve yer yer uğradıkları başarısızlıklar yüzünden Anlaşma Devletleri, Türklerle savaşı sürdürmekte bir yarar görmemeye başlamışlardı. Buna bazı iç ve dış siyasî sorunların da eklenmiş olması onları, özellikle İkinci İnönü Zaferi’nden sonra Ankara Hükümeti ile bağlantı kurmak zorunda bırakmıştı. Bu durumdan yararlanan TBMM Hükümeti Güney Cephesi’ndeki Türk kuvvetlerini peyderpey Batı Cephesi’ne kaydırmaya başlamıştı. Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra 20 Ekim 1921’de Fransa ile Ankara Anlaşması imzalanınca Batı Cephesi’ne yardım olanağı daha da arttı ve harbin sonuna kadar sürdü.


D. SONUÇ: Orgeneral Cevat Çobanlı yaşamını askerliğe vakfetmiş, O, dönemin harplerinde stratejik birliklere komuta etmiş, başarılı olmuş ve takdir edilmiştir. O, dürüstlüğü, bilgisi, muhakeme gücü, kesin kararlılığı, cesareti ve adaletiyle kitleleri peşinden sürüklemiş, fizikî güçlüklere katlanmış, yardımseverliği ile tanınmış, çok çalışmış, Harp Akademisi Komutanı olarak orduya değerli kurmay subaylar yetiştirmiş, Atatürk İnkılâp ve İlkelerine bağlı çok saygın bir kişi büyük bir asker ve değerli bir komutandı.

 

.:. MAZHAR MÜFİT KANSU (1873-1948) .:.


Siyaset adamı ve idareci. 1873'de Denizli'de doğdu. Edirne'de gördüğü ilk ve orta öğreniminden sonra Gelibolu'da (1891) ve Edirne İdadisi'nde tarih ve matematik öğretmenliği yaptı. 1897'den sonra idareci olarak görev alan Kansu, Havza, Çorlu, Çisriergene ve İskeçe kaymakamlığında, 1908'den sonra da Gümülcine, Lazistan, Mersin, İzmit ve Balıkesir mutasarrıflıklarında bulundu. İdareciliğinin yanı sıra siyasetle de ilgilenerek İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin üyeleri arasında yer aldı. 1918'de Rus istilasından yeni kurtulan Bitlis'e vali atandı. Heyeti Temsiliye üyeliğine seçildi. Heyet, Ankara'ya geldiği sırada İstanbul'da son Meclisi Mebusan toplanıyordu. Kansu, Mustafa Kemal'in de isteğiyle İstanbul'a gitti. Felahı Vatan Grubunun çalışmalarına katıldı ve Meclise Hakkari Milletvekili olarak girdi. Heyet adına Vahdeddin ile görüşerek ona Anadolu'ya geçmesini teklif etti. İstanbul işgal edilip Meclisi Mebusan feshedilince, Kansu gemiyle Beyrut'a geçti. Oradan Silifke yoluyla Ankara'ya geldiği zaman TBMM açılmıştı. Hakkari Milletvekili olarak görev aldı. Milletvekilliği dışında Elazığ valiliğine atandı. 1923, 1939 dönemlerinde Denizli Milletvekilliği ve 1925'te Doğu İstiklal Mahkemesinde başkanlık yaptı. 1939-1946'da Çoruh milletvekili olarak siyasi hayatını sürdürdü. Mustafa Kemal'in Milli Mücadele döneminde ve Cumhuriyet yıllarından olan Kansu'nun "Erzurum'dan ölümüne kadar Atatürk'le beraber" adıyla 4 Mart 1948'den Son Telgraf gazetesinde yayımladığı anıları, 1966'da Türk Tarih Kurumu tarafından iki cilt olarak basıldı. 1948 yılında İstanbul'da öldü.

.:. MÜFİT ÖZDEŞ (1874-1940) .:.



Asker ve siyaset adamı. 1874 yılında Kırşehir'de doğdu. Harp Akademisindeyken çöküşe hızla yaklaşan Osmanlı İmparatorluğunun kaderini değiştirmenin yollarını arayan genç subaylar arasında idi. Hürriyetçi görüşleri benimsemiş olan Mustafa Kemal ve Ali Fuat Cebesoy gibi subaylarla yakın ilişkiler kurdu. Bu arkadaşları ile birlikte gizli bir gazete çıkarma çabası içine girdi.

Girişimin cezası korktuğundan hafif oldu ve rütbesinin geri alınmasını beklerken, sürgün niteliğinde bir atanma emri aldı. Mustafa Kemal ile birlikte Şam'a gönderildi.

İstanbul'da başlayan dostluk Şam'da daha koyulaştı. Mustafa Kemal ile hemen her vakit beraber idiler. Çok geçmeden sürgünde tanıştıkları, tıp öğrencisi Mustafa Efendi, düşüncelerine yeni unsurlar ekledi. Aslında o da siyasetle ilgilendiği için İstanbul'dan uzaklaştırılmıştı.

Çok geçmeden bu üç arkadaş düşüncelerini gerçekleştirmek için bir örgüt meydana getirmeye karar verdiler ve Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kurudular. Gizli cemiyetin karargahı tıp öğrencisi Mustafa Efendinin dükkanıydı. Lütfi Müfit, Milli Mücadelenin başından itibaren eski arkadaşı Mustafa Kemal'in yanında yer aldı. Kurtuluş savaşının sonuna kadar cephelerde savaştı. Savaşın sonunda Binbaşılıktan emekliye ayrılarak Meclise girdi ( 1923). 1939'a kadar Milletvekilliği yaptı. Bu süre içinde bir ara Şehremaneti müfettişliği yapan Lütfi Müfit 1940'da İstanbul'da öldü.

.:. MUSTAFA CANTEKİN (1878-1955) .:.


Doktor ve siyaset adamı. 1878'de Çorum'da doğdu. İstanbul Tıp Fakültesi'nde okurken siyasetle ilgilendiği için kalebent olarak üç yıllığına Şam'a sürüldü. Burada, İstanbul'dan uzaklaştırılmak amacıyla Şam'a atanan Mustafa Kemal ile tanıştı. Dostlukları hemen o gün başladı. Mustafa Efendi'nin kitapları ilk bakışta Mustafa Kemal'in dikkatini çekti.

İki Mustafa'nın dostluğu hızla gelişti ve çok geçmeden kendilerine katılan, genç subaylardan, Kırşehirli Lütfi Müfit (Özdeş) Efendiyle birlikte gizli Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdular.

Sürgünden döndükten sonra öğrenimini tamamladı. Kurtuluş Savaşı başlarında Mustafa Kemal'in yanında yer aldı. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Kırşehir milletvekili olarak girdi. 1950'ye kadar da sürekli olarak Meclis'te kaldı. Milletvekilliğinin sürdüğü yıllarda bir ara da Afyon Askeri Hastanesinin başhekimliğini yaptı. Savaş yaralılarını kurtarmak için çaba gösteren Mustafa Efendi, 1955 yılında Ankara'da öldü.

.:. KAZIM ÖZALP (1880-1968) .:.


Devlet adamı. 1880 yılında Köprülü-Yugoslavya'da doğdu. Harp Okulu'nu (1902) ve Harp Akademisi'ni (1905) bitirdi. Selanik'te 36.Alay 2.Bölük komutanlığına atandı. Daha sonra, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne giren Kazım Bey, 31 Mart isyanını bastıran hareket ordusuyla birlikte İstanbul'a geldi (1909). Balkan Savaşından sonra, İstanbul Merkez Komutanlığı yardımcılığına atandı (1913). 1914'te Binbaşı oldu. Van Seyyar Jandarma Alayı komutanıyken(1914), I.Dünya Savaşı'na katılarak Ruslara karşı savaştı. Yunanlıların İzmir'i işgalinde, Balıkesir'deki 61.Tümen komutanlığında görevliydi ve o çevrede Kuvayı Milliye'yi örgütledi. Bu arada Balıkesir Milletvekili olarak TBMM'ye girdi (1920). Meclis tarafından İzmir Şimal Cepheleri komutanlığına atandı. Sakarya Savaşı'na ve Büyük Taarruz'a katılarak 1921'de Tümgeneral, 1922'de Korgeneral oldu. 1922-1924'te Milli Savunma Bakanı, 1924-1935'te Meclis Başkanıydı. Bu arada orgeneralliğe yükseldi (1926). 1935'te ikinci defa Milli Savunma Bakanlığına getirildi. 1943'te CHP Meclis grup başkanvekili oldu. 1950 seçimlerinde Van'dan milletvekili seçildi ve 1954'te siyasi hayattan çekildi.

.:. YUNUS NADİ ABALIOĞLU (1880-1945) .:.


Gazeteci Yunus Nadi Abalıoğlu 1880 yılında Fethiye'de doğdu. Abalızade Hacı Halil Efendi'nin oğlu olan Yunus Nadi, ilköğrenimini Fethiye'de yaptı, Rodos adasında Süleymaniye Medresesinde, İstanbul'da Galatasaray Sultaniyesinde okudu. Sonra Hukuk Mektebine devam etti. 1900'da Malümat gazetesinde çalışmaya başladı. 1910'da İttihat ve Terakki Cemiyetinin çıkardığı Rumeli gazetesinin başyazarı oldu. 1911'de Meclisi Mebusan'a Aydın milletvekili olarak katıldı. 1918'de İstanbul'da Yenigün gazetesini kurdu. 1920'de Muğla Milletvekili olarak TBMM'ne girdi. 1924'te İstanbul'da Cumhuriyet gazetesini kurdu ve ölümüne kadar başyazarlığını yaptı. TBMM'nin 6. dönemine kadar Muğla Milletvekilliğini yapan Abalıoğlu, 28 Mart 1945'te tedavi için gittiği Cenevre'de öldü.

.:. FETHİ, ALİ OKYAR (1880-1943) .:.


Devlet adamı ve Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurucusu. Pirlepe'de doğdu. İyi bir öğrenim gördü. Vatan Hürriyet Cemiyeti'nde Mustafa Kemal ile beraber çalışdı. 1908 da Paris'te ateşemiliter olan Fethi Bey, Trablusgarp Savaşı çıkınca Paris'ten ayrıldı, Afrika'da yapılan savaşlara katılmak üzere Trablusgarb'a geçti.

1913'de İttihat ve Terakki Genel Merkezi'ne üye seçilmiş ve Genel Sekreter olmuştur. Aynı yılın son aylarında Sofya'ya elçi olarak tayin edildi. İzzet Paşanın kısa süren Sadrazamlığında Dahiliye Nazırı olarak görev alan Fethi Bey, Damat Ferit Paşa tarafından tutuklandı. Bütün muhaliflerini ortadan kaldırmak isteyen Damat Ferit, Fethi Bey'i Enver, Cemal ve Talat Paşaların kaçmalarına göz yummakla suçlandırmış ve Malta'ya sürgüne göndermiştir. Ancak tutuklanan İngilizler'le değiştirilmek suretiyle 1921 yılında Malta'dan kurtarıldı. Büyük Millet Meclisi tarafından Büyük Taarruzda Dahiliye Nazırı olarak seçilen Fethi Bey, Roma, Paris ve Londra'ya giderek; Yunanlıların Anadolu'dan çekilmelerini sağlayacak bir barış için çalışmıştır. Fethi Bey bu durumu, o sırada taarruz hazırlıklarını tamamlamak üzere bulunan Mustafa Kemal'e bir telgrafla birdirdi. Daha sonra da Ankara'ya döndü. Rauf Orbay'ın Başbakanlık görevinden ayrılması üzerine Başbakan seçildi (4 Ağustos 1923).

Cumhuriyetin ilanı sırasında yaşanan kabine buhranı üzerine Başbakanlıktan ayrıldı. Mustafa Kemal'in Cumhuriyetin ilanına karar verdiği sırada, O'nun yanında bulunmuş ve Mecliste takip edilecek çalışma şeklini beraberce tespit etmişlerdir. Fethi Bey, Cumhuriyetin ilanından sonra TBMM Başkanı seçildi. Terakkiperver Fırkanın kurulmasından sonra, Başbakanlıktan ayrılan İsmet İnönü'nün yerine tekrar başbakanlığı seçilen Fethi Okyar, Şubat 1925'te başlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında Başbakanlıktan ayrıldı.

Büyükelçi olarak çalıştığı Paris'ten, 1930 yılında dinlenmek için yurda gelen Fethi Okyar'a Mustafa Kemal tarafından yeni bir parti kurması teklifi yapılması üzerine, Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı kurdu. Fakat bu parti kapatıldı. Mustafa Kemal'in ölümünden sonra da çalışmalarına devam eden Fethi Okyar, 12 Mart 1941'de Adliye Vekaleti görevinden ayrılmış ve birkaç yıl sonra 7 Mayıs 1943'de ölmüştür.

.:. RAUF, HÜSEYİN ORBAY (1881-1964) .:.



Rauf Orbay 1881 yılında İstanbul'da doğdu. Milli Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçtiğinde imparatorluğun hemen her yanına ün salmış milli kahramanlardan biriydi. Bahriye Mektebi'ni bitirmiş, Balkan Savaşı sırasındaki deniz savaşlarında büyük başarılar göstermiş ve bu nedenle "Hamidiye Kahramanı" ünvanını kazanmıştı. İzzet Paşa kabinesinde Bahriye nazırlığı yaptı, bütün bu parlak başarıların sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş belgesi olan Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kaldı. Malta sürgününden dönen Rauf Orbay 1921'de Ankara'ya gittiğinde kendisine Nafia vekilliği verildi. Bakanlıktan ayrıldığı yıl Meclis ikinci başkanlığına seçildi, 1922-1923 arasında bir kaç ay Başbakanlık yaptı. 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulduğunda Rauf Orbay, daha önce İkinci Grupta başlattığı muhalefetini bu toplulukta sürdürmeyi daha uygun buldu. 1942-1944 yılları arasında Türkiye'nin Londra büyükelçisi oldu. Rauf Orbay 1964 yılında öldü.

.:. REFET BELE (1881-1963) .:.


Refet Bele 1881 yılında İstanbul'da doğdu. 1899 yılında Harp Okulu'nu, 1912'de Harp Akademisi'ni bitirdi. Birinci Dünya Savaşı'nda Filistin Cephesi'nde İkinci Gazze Muharebesi'nde başarı sağladı. Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşı'ndaki görevi, Mustafa Kemal ile birlikte Samsun'a çıkışıyla başladı. Refet Bey, merkezi Sivas'ta bulunan ve Mustafa Kemal'in müfettiş olarak görevlendirildiği 3. Ordu'ya bağlı, 3. Kolordu komutanlığına atandı. Erzurum Kongresi'ne ve Samsun delegesi olarak Sivas Kongresi'ne katıldı. Aydın ve çevresinde ayaklanmalar başlayınca burada görevlendirildi. Daha sonra Çerkez Ethem Ayaklanması'nı bastırdı. Bu arada generalliğe yükseltilerek Dahiliye vekilliğine ve Batı Cephesi komutanlığına atandı. 1922'de Doğu Trakya'yı geri almakla görevlendirildi.

Cumhuriyet' in ilânından sonra Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na girdi. 1926 yılında milletvekilliğinden ve askerlikten ayrılan Refet Bele, 1935-1939 ve 1946-1950 tarihlerinde İstanbul milletvekili seçildi.

.:. SALİH BOZOK (1881-1941) .:.


Salih Bozok 1881'de Selanik'te doğdu. Mustafa Kemal ile önce mahalle, daha sonra da okul arkadaşlığı daha başlangıçta kaderini çizmiş oldu. İkisi de aynı okullarda okuduktan sonra aynı yıl Harp Okulunu bitirdiler. Salih Efendi jandarma sınıfına seçilmişti. Mustafa Kemal ise Akademiye devam edecek, kurmay olacaktı. Mustafa Kemal Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Anadolu'ya geçmeden önce ve Suriye Cephesi'nde bulunduğu sırada Salih Efendi'yi başyaver olarak yanına getirtti. Sürekli beraberlik böyle başladı ve Salih Bey yarbaylıktan emekliye ayrıldıktan sonra bile Mustafa Kemal'in yakınında kaldı.

Yüzbaşı Salih, Mustafa Kemal'in yanında, Heyeti Temsiliye'de görevli olarak Ankara'ya gitti. Mustafa Kemal Meclis Başkanı iken o da Meclis Başkanı başyaveriydi. Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı seçilince yarbay Salih de Cumhurbaşkanlığı başyaveri oldu. Yarbay rütbesinde ordudan istifa ettiğinde önce, o zamanki adı Bozok olan Yozgat'tan milletvekili seçildi; milletvekilliği 1939 seçimlerine kadar her dönemde yenilendi; bu arada Mustafa Kemal'in sofrasındaki yerini ve çevresindeki görevini de muhafaza ediyordu. Salih Bey bu dönemde İş Bankası'nın kurucuları ve hissedarları arasında yer aldı. Mustafa Kemal'in ölümüyle Salih Bozok'un dünyası da yıkılmış oldu. Milletvekilliği sürdüğü halde sağlık durumundan şikayet ederek Yalova'ya çekildi ve 1941 yılında öldü.

.:. ALİ FUAT CEBESOY (1882-1968) .:.


Kurtuluş Savaşı komutanlarından, diplomat ve siyaset adamı. 1882 yılında İstanbul'da doğdu. Babası İsmail Fazıl Paşa'nın gönülsüzlüğüne rağmen, girdiği Harp Okulu'nda Mustafa Kemal ile aynı sınıfa düşmesi bir bakıma gelecekteki kaderini çizmiş oldu.

Cebesoy'un Beyrut'ta başlayan kıta hizmetleri, 1908'deki Roma Askeri Ateşeliği dışında, çok hareketli geçti. Trablus'ta savaş başlar başlamaz (1911) oraya ilk gidenler arasındaydı. Balkan Savaşı sırasında Karadağ'da, Yanya Kalesinde, Pista ve Pisani muharebelerinde, 1. Dünya Savaşının başında tümen komutanı olarak katıldığı Kanal Hareketinde, büyük başarılar gösterdi. İstanbul Hükümeti'nin İçişleri Bakanı, Mustafa Kemal'in görevsizliğini bir genelgeyle açıklayınca Ali Fuat Paşa'da kendi bölgesindeki valilere ve mutasarrıflara kendisinden gelecek emirlere göre hareket edilmesini bildirdi (1919). Ayrıca, her tarafta Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin kurulacağını ilgililere hatırlattı. Bu çabaları takdirle karşılandığı için, Sivas Kongresi sonrasında Cebesoy, Umum Kuvayı Milliye komutanı olarak görevlendirildi.

Kendisini çekemeyenlerce Çerkez Ethem taraftarlığıyla suçlandı. Doğru olmadığı sonradan belgelerle ortaya konan bu suçlama üzerine, ayaklanmaların bastırılmasından sonra, Ankara'ya çağrılarak Moskova Büyükelçiliğine atandı. Mustafa Kemal'in talimatını yerine getirmekle yükümlü olduğu bu zor görevi başarıyla yürüttü ve 10 Mayıs 1921'de Ankara'ya dönerek Mecliste siyasi çalışmalarına başladı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığını yaptı. 1925'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yer aldı. Ertesi yıl (1926) İzmir Suikasti dolayısıyla Ali Fuat Paşa da tutuklandı, yargılandı ve beraat etti.

Cebesoy'un ikinci dönem siyasi hayatı İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı yıllarında başladı. Milletvekili olarak tekrar Meclise girdikten sonra Bayındırlık Bakanlığı (1939-1943) ve bir ara TBMM Başkanlığı da (1947-1950) yaptı. 1968 yılında öldü.

.:. İZZETTİN ÇALIŞLAR (1882-1951) .:.


Asker, Kurtuluş Savaşı komutanlarından ve siyaset adamı. 1882 yılında Yanya'da doğdu. İstanbul'da Milli Savunma Bakanlığı Personel Dairesi emrinde çalışmayı reddederek Mudanya'da Milli Mücadele kuvvetlerine katıldığında (1 Temmuz 1920) yarbaydı. O tarihe kadar Üsküp'ten Anafartalar'a uzanan çeşitli yerlerde görev yaptı. Çalışlar, Milli Mücadele'yi yürüten kuvvetlerden 23. Tümen komutanlığına atandı, 20. Kolordu'nun da komutan vekilliğiyle görevlendirildi. Kütahya-Eskişehir, Birinci ve İkinci İnönü ve Sakarya Meydan Savaşları'nda tümen ve grup komutanı olarak bulundu. 1921'de albaylığa, 1922'de generalliğe yükseldi. 1926'da korgeneral oldu. Bu sırada 1. Ordu'ya komuta ediyordu ve bir ara İzmir valiliği ile Askerği Mahkeme üyeliği de ek görev olarak kendisine verilmişti. Çalışlar, 1930'da orgeneralliğe yükseltildikten sonra ordu komutanı olarak 1939'a kadar görevini sürdürdü. Emekliye ayrıldıktan sonra Aydın (1939), Muğla (1940 ve 1943), Balıkesir (1943) milletvekili olarak Meclis'de bulundu. 1951 yılında İstanbul'da öldü.

.:. KAZIM KARABEKİR (1882-1948) .:.

Asker, Milli Mücadele kahramanlarından ve siyaset adamı. 1882 yılında İstanbul'da doğdu. İlköğrenimini değişik yerlerde tamamladı. Ortaokul ve liseyi Fatih Askeri Rüştiyesi'nde ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. Karabekir, Harp Okulu'nda Mustafa Kemal ile tanıştı.1902'de Harp Okulu'nu, 1905'te Harp Akademisi'ni bitirdi.1909'da İstanbul'da patlak veren 31 Mart Olayı'nı bastırmak üzere buraya gönderilen Hareket Ordusu'nda Mustafa Kemal ile birlikte Kazım Karabekir'de vardı.

Birinci Dünya Savaşı başlarında yarbaylığa yükselen Karabekir, savaş yılları boyunca İran sınırında, Halep'te, Doğu Cephesi'nde, Çanakkale'de bulundu. 1917'de atandığı Diyarbakır'daki 2. Kolordu komutanlığından sonra, Erzincan yakınındaki Kafkas Kolordusu'nun başına getirildi ve bu görevi sırasında Emenileri püskürterek Erzincan ve Erzurum'u geri aldı. Sarıkamış'taki kolordu ile işbirliği yaparak Kars ve Gümrü kalelerinin alınmasında üstün başarı gösterdi. Bunun sonucu olarak da generalliğe yükseltildi.

Karabekir'in hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri Doğu'daki görevine gidişiyle başlar. Asıl başlangıç tarihiyse Mustafa Kemal'in Samsun'a çıktıktan sonra, kendisiyle temasa geçmesidir. O günden başlayarak Karabekir'in sınıf arkadaşı Mustafa Kemal ile tam bir işbirliği yapacak ve bu beraberlik Kurtuluş Savaşı'nın sonuna kadar sürecektir.

Kazım Karabekir Doğu'da Milli Mücadele'yi sürdürürken Edirne milletvekili olarak birinci Büyük Millet Meclisi üyeleri arasına girdi ve böylelikle siyasi hayata atıldı. 1923 seçimlerinde de İstanbul'dan milletvekili seçildi. Aynı zamanda merkezi Ankara'da olan 1. Ordu'nun komutanlığı görevini aldı. 1.dönem milletvekilliği sırasında pek faal olamayan Karabekir, 1923'ten sonra Parlamento'da sayıları oldukça azalan Mustafa Kemal'in muhalifleri arasında yer aldı. Çok geçmeden de Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez Paşalarla birleşerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurdu (1924) ve bu partinin genel başkanlığını üzerine aldı. Partinin ömrü uzun olmadı ve 1926'da Mustafa Kemal'e karşı yapılan suikast girişiminden sonra kapatıldı. Kazım Karabekir 1948 yılında Ankara'da öldü.

.:. NURİ MEHMET CONKER (1882-1937) .:.


1882 yılında Selanik'de doğdu. 1902'de Harbiye'yi, 1905'de Harp Akademisi'ni bitirdi. Atatürk'ün çocukluk ve silah arkadaşıdır. Conker Selanik'te 3. Ordu'da, Hareket Ordusu'nda, Arnavutluk Harekatında, Afrika'da Trablusgarp ve Bingazi muharebelerinde, Anafartalar'da ve Conkbayırı muharebelerinde, doğuda Muş Cephesinde bulundu. İleri saflarda yer aldığı Bolayır ve Conkbayırı muharebelerinde yaralandı.

Nuri Conker, 1920 Haziranında Ankara'ya gelerek Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce TBMM tarafından basın ve istihbarat müdürlüğü görevi, bir süre sonra da Ankara bölge komutanlığı verildi. Kısa bir süre de Ankara valiliği yaptı. 1921 Mart ayı için de bazı satın alma işleri için Almanya'ya gönderildi; Eylül 1920, Mart 1921 tarihlerinde 41. Tümen komutanlığı ve aynı zaman da Adana Valiliği görevini yürüttü.

1921 yılında kendi isteğiyle emekli olan Conker, 1925-1927 yılları arasında Kütahya Milletvekilliği, 1932-35 yılları arasında da Gaziantep milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi başkan vekilliği yaptı. Conker'in "Zabit ve Komutan" adlı bir eseri vardır. 1937 yılında Ankara'da öldü.

.:. TEVFİK RÜŞTÜ ARAS (1883-1972) .:.


Tevfik Rüştü Aras 1883 yılında Çanakkale'de doğdu. Beyrut Tıbbiyesi'ni bitirdi ve doktor olarak İzmir, Selanik ve İstanbul'da çeşitli görevlerde bulundu. İttihat ve Terakkiye girdi. Selanik'te Mustafa Kemal ile yakın arkadaş oldu. 1918'de Meclisi Ali-i Sıhhi (Yüksek Sağlık Kurulu) üyesiydi. 1920 yılında Ankara'da TBMM açıldıktan sonra Muğla'dan (müstakil Menteşe livası) milletvekili seçildi. İlk dönemde Kastamonu İstiklal Mahkemesi üyeliğine getirildi. 1920 sonbaharında, Türkiye Komünist Fırkası'nın kurucuları arasına girdi. TBMM Hükümeti'nin Rus Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne ilk büyükelçi olarak gönderildiği Ali Fuat Paşa(Cebesoy) delegasyonu ile Moskova'ya gitti. 1923'ten 1939'a kadar İzmir milletvekilliğinde bulundu.

4 Mart 1925'te Takriri Sükun Kanunu'ndan sonra kurulan İsmet Paşa(İnönü) Kabinesi'nde Hariciye Vekili oldu. Atatürk'ün ölümüne kadar kurulan bütün kabinelerde bu görevi sürdürdü. Dışişleri komiseri Litvinov'un davetlisi olarak üç kere Rusya'ya gitti. 1926'da Odesa'da 1930 da ve 1937'de Sovyet ileri gelenleriyle Moskova'da görüşmeler yaptı. 1939'da Londra Büyükelçiliğine atandı ve üç buçuk yıl İngiltere'de kaldı. 1943'te emekli oldu. Savaşın sonlarında İstanbul basınında (Özellikle Tan gazetesinde) yazılar yazdı. Demokrat Partinin kuruluş mücadelesini destekledi. 1952-1959 yıllarında İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı.

Tevfik Rüştü Aras'ın Dışişleri bakanlığı sırasında verdiği söylevleri Numan Menemencioğlu tarafından derlenerek bir kitap haline getirilmiştir. "Lozan'ın İzlerinde On Yıl" (1937, Fransızcası; 10 ans surles traces de Lausanne), Uluslararası Diplomasi Akademisi tarafından yayımlanan "Diplomasi Sözlüğünde" (Dictionnaire diplomatigue) Türkiye'nin Dış Politikası (Lapolitigue exterieure de la Turguie) maddesini de Tevfik Rüştü yazmıştır. Günlük basında çıkan yazılarının güncel olmayanlarını "Görüşlerim" (1945 ve 1963) adlı iki cilt kitapta toplayan Tevfik Rüştü Aras, 1972 yılında İstanbul'da öldü.

.:. CELAL BAYAR (1883-1985) .:.


Parlamenter, devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, 1883 yılında Bursa-Gemlik'te doğdu. İlk ve orta öğrenimini babası Abdullah Fehmi Efendi'nin yanında yapan Bayar, Gemlik mahkeme ve reji kalemine memur olarak girdi. Daha sonra Ziraat Bankası'nda çalışmaya başladı. Bu arada Harir Darutariri okuluna devam etti. 1990'da İttihat Terakki Cemiyeti'nin kurduğu gönüllüler taburuna yazıldı. Zamanla bu partinin sayılı üyeleri arasına girdi. İzmir'de kurulan cemiyetin genel sekreterliğini yürüten Bayar, Kız Lisesi'nin ve Şimendifer Okulunun açılmasına ön ayak oldu. I. Dünya Savaşı'ndan sonra İzmir'de kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin de faal üyeleri arasına katıldı. 1920 tarihinde Bursa milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi'ne katılan Bayar, aynı tarihte İktisat Bakanlığı'na vekalet etti. Çerkez Ethem'in isyanı sırasında, Ethem'i ikna etmek için gönderilen heyete başkanlık etti. 1921'de İktisat Başkanlığı'na getirildi. Lozan Konferansı'na müşavir üye olarak katıldı. 1924'te Türkiye İş Bankası'nı kurma görevini üstlendi. 1937'de İsmet İnönü'nün başbakanlıktan ayrılması üzerine, Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 14. Başbakanı olarak tayin edildi ve ilk kabinesini kurdu. Atatürk'ün ölümünden sonra, Cumhurbaşkanlığı'na seçilen İsmet İnönü tarafından da başbakan olarak tayin edildi. Daha sonra İnönü ile anlaşamadığından, yerini 3 Mayıs 1939'da Doktor Refik Saydam'a bıraktı.

CHP'de arkadaşları ile 1945'de Dörtlü Takrir'i verinceye kadar görev aldı ve bu tarihte Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan ile birlikte Demokrat Parti'yi kurdu. 14 Mayıs 1950 genel seçimlerinde genel başkanı bulunduğu Demokrat Partinin iktidarı büyük çoğunlukla kazanması ile 22 Mayıs 1950'de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi Bayar'ı Cumhurbaşkanlığına seçti. 1954-1957 genel seçimlerinden sonra da Meclis tarafından Cumhurbaşkanlığına seçilen Celal Bayar, 10 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde Adnan Menderes'i başbakan olarak tayin etmiştir. Bayar, 27 Mayıs 1960'da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koymaları ile tutuklanarak Yassıada'ya götürüldü. 16 ay süren soruşturma ve yargılamadan sonra, Yassıada Yüksek Adalet Divanı tarafından, 15 Demokrat Parti, ileri geleni ile birlikte idama mahkum edilmiştir. Milli Birlik Komitesi, idamlardan üçünü (Menderes, Zorlu, Polatkan) onaylarken, başta Celal Bayar olmak üzere, 12 Demokrat Parti ileri geleninin idam hükmünü müebbet hapse çevirmiştir. Yassıada'dan Kayseri cezaevine götürülen Bayar, orada rahatsızlanmış, evinde tedavi edilmek üzere serbest bırakılmıştır (7 Kasım 1964).

.:. İSMET İNÖNÜ (1884-1973) .:.


1884 yılında İzmir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas' ta tamamladıktan sonra Mühendishane İdadisini (Askerî Lise) bitirdi.

1903 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1906 yılında Harp Akademisi' nden mezun olarak, ordunun çeşitli kademelerinde görev yaptı.

1910-1913 yılları arasında Yemen İsyanı'nın bastırılması harekâtına katıldı. Bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlaşmalarda başarılı hizmetleri ve meslekî özellikleriyle dikkati çekti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Kolordu Komutanı olarak Atatürk'ün emrinde çalıştı ve öğrencilik yıllarından beri devam eden dostlukları ile devletin geleceği hakkında ortak fikirleri gelişti. Suriye Cephesi'nde savaştı; Millî Mücadele sırasında Atatürk'ün en yakın silâh arkadaşı olarak çalıştı. Edirne milletvekilliği ve bakanlık yaptı. Albay İsmet Bey, mebusluk ve bakanlık da uhdesinde kalarak Garp Cephesi Komutanlığı'na getirildi. 25 Ekim 1920'den sonra Batı Cephesi Komutanı olarak Çerkez Ethem isyanını bastırdı. Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarını yönetti. Tuğgeneral rütbesine yükseldi.

Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz'dan sonra kazanılan zafer üzerine Mudanya Mütarekesi'nde Büyük Millet Meclisi'ni temsil etti. Lozan Barış Konferansı'na Dışişleri Bakanı ve Türk heyeti başkanı olarak katıldı. 24 Temmuz 1923'te Lozan Andlaşması'nı imzaladı.

Cumhuriyetin ilânından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükûmette Başbakan olarak görev aldı, 1924-1937 yılları arasında bu görevini sürdürdü.

İnönü, Atatürk İnkılâplarının gerçekleşmesinde ve Türkiye Cumhuriyeti'nin sağlam temeller üzerine oturtulmasında Atatürk'ün en yakın mesai arkadaşıydı.

Atatürk'ün ölümünden sonra, 1938 yılında, TBMM tarafından Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'yi savaş felâketinin dışında tutmayı başardı. Savaştan sonra çok partili siyasî rejime geçilmesinde en büyük destek oldu. 1950 yılında, yapılan seçimleri kaybettikten sonra, 1960 yılına kadar Ana Muhalefet Partisi Başkanı olarak siyasî yaşamını sürdürdü. 27 Mayıs harekâtından sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde Başbakanlığa atandı.

1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasî yaşamına devam etti, 1972'de Parti Genel Başkanlığı ve milletvekilliğinden istifa ederek; ölünceye kadar (25 Aralık 1973) Anayasa gereğince Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeliği görevinde bulundu.

.:. CEVAT ABBAS GÜRER (1887-1943) .:.



Mustafa Kemal'in başyaveri olan Cevat Abbas, 1887 yılında Niş'te doğdu. Mustafa Kemal ile Samsun yolculuğuna seçilenler arasındaydı. Harp Okulu'nu 1908 yılında bitirdi. İtalya, Balkan ve I. Dünya Savaşlarında bulundu. Üsteğmen rütbesiyle katıldığı Çanakkale Savaşında, Mustafa Kemal, Cevat Abbas'ı emir subayı olarak karargahına aldı. 1916'da yüzbaşılığa yükseldi. 16 Mayıs günü Samsun'a gitmek üzere Bandırma Vapuru'na binerken, merkezi Erzurum'da bulunan 9. Ordu Müfettişliği başyaveriydi. Cevat Abbas, Samsun'dan Erzurum'a varıncaya kadar Mustafa Kemal'in yazışma işlerini yönetti. Sivas Kongresinde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti mensuplarının Meclisi Mebusan seçimlerine girebilmeleri görüşü benimsenince Bolu'dan milletvekili seçildi ve İstanbul'a gitti. Meclisi Mebusan dağıtıldıktan sonra Ankara'ya döndü ve Birinci TBMM'ne Bolu milletvekili olarak katıldı. Erzurum'da istifa etmesiyle son bulan askerlik hayatı, 1920'de yeniden başladı ve yüzbaşı rütbesiyle Kurtuluş Savaşına katıldı. Yozgat Ayaklanmanın bastırılmasında gösterdiği çalışmalarından dolayı kendisine İstiklal Madalyası verildi. Rütbesi 1923'te binbaşılığa yükseltildi. 1924'te kurulan İş Bankasının kurucuları ve hisse sahipleri arasında Cevat Abbas da vardı.

Cevat Abbas Gürer'in 1941 yılına kadar milletvekilliği yaptı. Mustafa Kemal'le ilgili hatıralarını, Ebedi Şef Kurtarıcı Atatürk'ün Zengin Tarihinden Birkaç Yaprak (1939) adlı kitapta topladı. 1943 yılında Yalova'da öldü

.:. KILIÇ ALİ (1888-1971) .:.


Asker ve siyaset adamı. Askeri okulu bitirdikten sonra binbaşı rütbesiyle I.Dünya Savaşına katıldı. Kurtuluş Savaşında Maraş, Antep yöresinde milli kuvveti kurmakla görevlendirildi. Karayılan ve Şahin Bey ile birlikte bu bölgede çıkan ayaklanmaları ve Kırşehir isyanını bastırdı. Maraş, Antep ve Urfa'da bulunan Fransız kuvvetlerine karşı yapılan çatışmalardaki başarısı ona, Antep kahramanı olarak ün sağladı. Ağrı isyanı sırasında kurulan İstiklal Mahkemeleri'nde üyelik yapan Kılıç Ali, 1920-1938 yılları arasında Antep milletvekilli olarak TBMM'de bulundu. 1970'de Yeni Türkiye Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı. "Hatıralarını anlatıyor" (1955), "Atatürk'ün Hususiyetleri" (1955), "İstiklal Mahkemesi Hatıraları" (1955) adlı kitapları vardır.

.:. HASAN RIZA SOYAK (1888-1970) .:.


Yönetici ve siyaset adamı. 1888 yılında Üsküp'te doğdu. Rüştiye'yi bitirdikten sonra İstanbul'da, Vilayet kaleminde devlet hizmetine girdi; kısa bir süre sonra buradan İstanbul Merkez Komutanlığına bağlı Sıkıyönetim Komutanlığı hatipliğine geçti (1914). Aynı yıl 1. Kolordu Kurmaylığı bürosunda görevlendirildi. I. Dünya Savaşı'nın ilk yılını burada geçirdi ve 1916'da 2. Kolordu Kurmaylığında aynı nitelikte bir göreve nakledildi (1918). Savaşın son iki yılında Harbiye Nezaretinde idi. Hasan Rıza, Ankara'da önce TBMM'ye hatip olarak girdi (1922). Bu görev, kendisini sürekli olarak Mustafa Kemal'in yakınında tutuyordu. Mustafa Kemal, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, kendisini mutemet olarak Çankaya Köşkü'ne aldı (1924). 1927'de özel kalem müdürü, 1932'de genel sekreter vekili, 1934'te de genel sekreter oldu. Genel sekreterliği sırasında bir dönem de Burdur milletvekilliği yaptı.

Hasan Rıza'nın görevleri değişirken aynı kalan bir şey vardı; Mustafa Kemal'in kendisine karşı beslediği güven ve bu güven sebebiyle Mustafa Kemal'in değişmez vekil harçlığı. Bu görevle, Hasan Rıza başından sonuna Mustafa Kemal'in özel hesaplarını tutan ve harcamalarını yapan kişi olarak kalmıştır. 1970 yılında İstanbul'da öldü.

.:. RUŞEN EŞREF ÜNAYDIN (1892-1959) .:.


Ruşen Eşref Ünaydın 1892 yılında İstanbul'da doğdu. Galatasaray Sultanisini ve Edebiyat Fakültesini bitirdi. Askeri Baytar Alisi'nde, Darülmuallimini Aliyde, Türkçe ve Fransızca öğretmenliği yaptı. Yazarlık hayatına 1914'te mütercimlikle başladı. 1918'de Yeni Gün muhabiri olarak Kafkasya'ya, Tasviri Efkar muhabiri olarak Sivas'a gitti. Dergi ve gazetelerde mülakat ve gezi türünde yazıları yayımlandı. 1920'de Anadolu hükümetinin çağrısı üzerine İnebolu yoluyla Ankara'ya gitti; Türk Kurtuluş Savaşına katıldı. 1922 yılında Buhara elçiliği başkatibi oldu. Lozan Konferansında matbuat müşavirliği yaptı. TBMM ikinci döneminde Afyonkarahisar Milletvekili seçildi. Riyaseti Cumhur Umumi Katipliğinde, Tiran, Atina, Budapeşte elçiliğinde ve Roma, Londra ve Atina Büyükelçiliğinde bulundu. 1952'de emekliye ayrıldı. "Servet-i Fünun", "Donanma", "Tedrisat", "Türk Yurdu" ve "Yeni Mecmua"da yayımladığı mülakat, mensur şiir ve hatıra türünde yazılarıyla tanındı. Mustafa Kemal Paşa'nın yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Kemal Paşa'yı Türk basınında ilk defa tanıtmasıyla ünlüdür.

.:. FALİH RIFKI ATAY (1894-1971) .:.


Gazeteci ve yazar. 1894 yılında İstanbul'da doğdu. Fıkra, makale, gezi türlerindeki gazete yazılarıyla ve özellikle Atatürk'ü yakından tanıtan anılarıyla ün kazanan Falih Rıfkı Atay, Kovacılar semtindeki Rehberi Tahsil Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra Hüseyin Cahit'in Yalçın müdürlük yaptığı Mercan İdadisi'nde öğrenimini tamamladı. Darülfünunun Edebiyat bölümünü bitirdi. İdadide edebiyat öğretmeni olan Celal Sahir Erozan ile kendisinden bir ileri sınıfta okuyan Orhan Seyfi Orhon, Falih Rıfkı'nın edebiyat beğenisinin gelişmesine yardımcı oldular. İlk Yazıları, Serveti Fünun dergisinin genç yazarlara ayrılan ek sayfalarında yayımlanan Falih Rıfkı'nın Tecelli(1911) dergisi ile Süleyman Bahri'nin yönettiği Kadın(1912) dergisinde Cenap Şahabettin ile Ahmet Haşim'in eserlerini hatırlatan şiirleri çıktı.

1912'de Tanin gazetesinde düz yazıları yayımlanmağa başladı; İstanbul Mektupları, Edirne mektupları gibi yazıları çıktı. 1913-1914 yıllarında sadaret ve Dahiliye Nazırlığı kalemlerinde çalıştı. Dahiliye Vekili Talat Paşa ile birlikte gittiği Bükreş'ten Tanin gazetesine röportaj yazıları yolladı. Bu dönemdeki yazıları, Türkçülük ve Türkçecilik akımlarının etkisini taşıyordu. I. Dünya Savaşında yedek subay olarak Suriye'ye gitti; 4. Ordu kumandanı Cemal Paşa'nın hususi katipliğini yaptı. Suriye ve Filistin'deki savaş anılarını "Ateş ve Güneş" (1918) kitabında topladı. Cemal Paşa'nın Bahriye nazırı olması üzerine Kalemi Mahsusa müdür yardımcılığına getirildi (1917). Kazım Şinasi Dersan, Necmettin Sadık Sadak, Ali Naci Karacan ile birlikte Akşam Gazetesini çıkarmağa başladı (1918). Bu gazetede Günün Fıkraları başlığıyla sürekli yazılar yazdı. Kurtuluş Savaşını destekleyen etkili yazıları dolayısıyla idam istenerek Kürt Mustafa Divanı Harbi'ne verildi. Fakat İnönü Zaferinin kazanılması üzerine Divanı Harp tutumunu değiştirdiği için idamdan kurtuldu. Kurtuluş Savaşı sona erdiği sırada İzmir'de Atatürk ile görüşmeğe gelen gazeteciler arasındaydı. Atatürk'ün isteği üzerine İkinci Büyük Millet Meclisi'ne Bolu'dan milletvekili seçildi (1922). Daha sonra uzun yıllar Ankara Milletvekili olarak T.B.M.M.'de bulundu. Hakimiyeti Milliye, Milliyet ve Ulus gazetelerinin başyazarlığını yaptı.

Yeni Türk Alfabesinin hazırlanması ve uygulanması sırasında Dil Encümeninde görev aldı. Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın tutumuna şiddetle karşı çıktı. Ulus gazetesinin başyazarlığını yaptığı dönemde Ankara şehir planı jürisinde üyelik ve İmar Komisyonunda başkanlık yaptı. 1946'da çok partili döneme geçildikten sonra Ulus gazetesinde CHP'nin savunuculuğunu sürdürdü. Demokrat Parti'nin 1950'de iktidara geçmesinden sonra Dünya Gazetesini kurarak (1952) muhalefete geçti; yeni iktidara karşı Atatürk devrimlerini savundu.

Falih Rıfkı Atay, sağlam, atak, çekici, anlatımı ve duru Türkçesiyle Cumhuriyet basınının Encümeninde usta kalemlerinden biriydi. Günlük siyasi olayları ele alan başyazı ve fıkraları yanında Ulus ve Dünya gazetelerinde Pazar günleri yayımladığı haftalık yazılarında çok usta bir deneme ve söyleşi yazarı niteliği gösteriyordu. Gezi ve anı türlerinde Cumhuriyet döneminin çok ilginç ürünlerini verdi.

Eserleri: "Eski Saat" (1933), "Niçin Kurtulmamak?" (1953), "Çile" (1955), "İnanç" (1965), "Kurtuluş" (1966), "Pazar" "Konuşmaları" (1966), "Bayrak" (1970), "Ateş ve Güneş" (1918), "Atatürk'ün Bana Anlattıkları" (1955), "Mustafa Kemal'in Mütareke defteri" (1955), "Çankaya" (1961), "Batış Yılları" (1963), "Atatürk'ün Hatıraları" ; "1914-19" (1965), "Atatürk Ne idi?" (1968), "Faşist Roma", "Kemalist Tiran, Kaybolmuş Makedonya" (1930), "Deniz Aşırı" (1931), "Yeni Rusya" (1931), "Moskova-Roma" (1932), "Bizim Akdeniz" (1934), "Taymis Kıyıları" (1934), "Tuna Kıyıları" (1938), "Hind" (1944), "Yolcu Defteri" (1946), "Atatürkçülük Nedir?" (1966), "Roman" (1932).

.:. MUSTAFA NECATİ (1894-1929) .:.



Devlet adamı. 1894 yılında İzmir'de doğdu. İstanbul Hukuk Okulu'nda okudu. İzmir Öğretmen okulunda kısa bir süre öğretmenlik, Özel Şark okulunda müdürlük yaptı (1915-1918). Avukatlık yaptı. İzmir, Yunanlılar tarafından 15 Mayıs 1919'da işgal edilince, Balıkesir Cephesindeki çete savaşlarına katıldı. Anzavur kuvvetlerine karşı, Kuvayı Milliye komutanı olarak savaştı. Yunanlılara karşı girişilen savaşlarda da bulundu. Balıkesir'de, İzmir'e Doğru gazetesinde Milli Kurtuluş Savaşını destekleyen yazılar yazdı. Saruhan Milletvekili oldu (1920). İstiklal Mahkemesi başkanlığı yaptı. Millet Meclisi'nin ikinci dönemine, İzmir Milletvekili olarak girdi. Mübadele ve İmar ve İskan bakanlığına (1923) daha sonra da Adliye bakanlığına getirildi (1924). İki yıl kadar Öğretmenler Birliği başkanlığında bulundu. 1925 yılından, ölünceye kadar da Milli Eğitim Bakanlığı (Maarif Vekilliği) yaptı. Hayatının en önemli ve en etkili görevi budur. 1929'da Ankara'da öldü.

Mustafa Necati, 1928'da eğitimimizi daha üstün bir duruma getirmek için acele alınması gereken tedbirleri düşünmüş ve kanun haline getirmişti. İlk defa temelli olarak ve çok sayıda öğretmen yetiştirmekle zorunlu ilköğrenimi gerçekleştirme yolunu açtı. Onun zamanında kabul edilmiş kanunlarla öğretmenlik, bir meslek haline geldi. 1928'de Türk harflerinin kabul edilmesiyle eğitimimizde görülen gelişme de onun zamanında gerçekleşti.

Sürgünden döndükten sonra öğrenimini tamamladı. Kurtuluş Savaşı başlarında Mustafa Kemal'in yanında yer aldı. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Kırşehir milletvekili olarak girdi. 1950'ye kadar da sürekli olarak Meclis'te kaldı. Milletvekilliğinin sürdüğü yıllarda bir ara da Afyon Askeri Hastanesinin başhekimliğini yaptı. Savaş yaralılarını kurtarmak için çaba gösteren Mustafa Efendi, 1955 yılında Ankara'da öldü.

.:. MUZAFFER KILIÇ (1897-1959) .:.

(Mustafa Kemal’in askerlikten istifa ettiği gün, yaverleri Muzaffer Kılıç ve Cevat Abbas Gürer’le…
8 Temmuz 1919)


Mustafa Kemal'in yaveri. 1897'de İstanbul'da doğdu. Harp Okulu'nu, topçu teğmeni olarak bitirdi. Galiçya Cephesi'nden sonra Filistin'de 7. Ordu Müfettişliği yaverliği yaptı ve bu sırada 7. Ordu'yu komuta eden Mustafa Kemal'in karargahına geçti. Kumandanın emir subayı oldu. Bu beraberlik 1930 yılına kadar sürdü. Erzurum ve Sivas kongrelerinde, Heyeti Temsiliye çalışmalarında Mustafa Kemal'in sivil karargahında kaldı. Ankara'ya geldikten sonra görevini sürdürdü.

Muzaffer Kılıç, Cumhuriyet'in ilanından sonra, baştan beri Mustafa Kemal'in yanındaki diğer subaylarla birlikte, terfi etti ve yüzbaşı oldu. Çankaya Köşkü'ndeki görevini aksatmadan, Ankara Hukuk Mektebi'ne girdi ve 1928'de mezun oldu. Kısa bir süre sonra da iş hayatına atıldı. Ticaretle uğraştı. Bir nebati yağ fabrikası kurdu. Bu arada İstanbul Şehir Meclisi üyeliğine seçildi ve uzun yıllar burada kaldı. Aynı zamanda Ankara Anonim Türk Sigorta Şirketi'nin yöneticiliğini üstlendi. 1939'da bir dönem Giresun milletvekilliği yaptı.

1959'da özel işlerini izlemek için Ankara'ya giden Muzaffer Kılıç Kızılay'da, sokakta geçirdiği bir kalp krizi sonunda öldü.

 >>> SİLAH VE DAVA ARKADAŞLARI ALBÜMÜ İÇİN TIKLAYINIZ <<<

Önceki Sayfa

 Candan Yakın Can Dostu Olmak Adına